THEMA - 9.Sayı

Kendisinin ve başkalarının Yetenek Avcısı ve Yöneticisi, Zaman Mühendisi Ali Poyrazoğlu

Ben ömür boyu tatildeyim ve çok eğleniyorum, ya siz?

Binali"Ne olacak benim bu halim yahu? Ben bir baltaya sap olamayacak mıyım? Lunaparkta oradan oraya koşuşturan çocuklar gibiyim. Bana 'Bu kadar işi nasıl yapıyorsun? Sen bir zaman mühendisisin' diyorlar. Yahu ben hiç çalışmadım, ömrüm şenlikle eğlenceyle geçiyor diyorum. Hep tatildeyim kısacası. İlk fırsatta çalışmaya başlayacağım. Hani çocukken insan her mesleğe heves eder de, asıl yapacağı işi aklından bile geçirmez ya; hah işte benimki de öyle!

Bütün sevdiği işi yapanlar gibiyim ben de! Devamlı tatilde gibiyim anlayacağınız. İnsan yaptığı işte çok eğlenince daha üretici olabiliyor, herhalde ondandır böyle tatil çocuğu gibi orada burada koşuşturmam. Tatil bitince ben de doğru dürüst bir işe girip, bir baltaya sap olurum belki.

'Yaşamımı sürekli bir tatile nasıl dönüştürebilirim? Yaptığım işi nasıl daha eğlenerek yapabilirim? İşime de, kendime de yeni bir bakış açısı getirerek yaşamımı nasıl bir şenliğe dönüştürebilirim? Bu soruları yanıtladığınızda, güneşin yeniden doğduğunu görürseniz sakın şaşırmayın. Gerekirse, çok büyük bir yüreklilikle kendine yeniden başla arkadaş."

Yukarıdaki satırlar, Ali Poyrazoğlu'nun "İçimdeki Timsah" adlı kitabından küçük alıntılar. Onun kendi hayatına, yeteneğine, daha doğrusu yeteneklerine, amacına, dününe ve bugününe, geleceğine karşı duruşundan küçük bir bölüm. Bu kadar farklı işi, aynı hayatın içine, 24 saate sığdırarak, yorulmadan, keyifle, eğlenerek yapmasının yegâne sırrı!

Eczacı olacakken, Türkiye, İngiltere ve Fransa'da tiyatro okuyan, önde gelen tiyatrolarda oyuncu ve yönetmen olarak çalışan, kendi tiyatrosunu kuran, Türk ve dünya yazarlarının modern oyunlarını sergileyen, sanatçı Ali Poyrazoğlu.

"Yetenek dediğimiz şey; insanın içinde, bilinçaltındaki bir cevher, bir değerdir. Bir şekilde onun da yönetilmesi gerekiyor. Yeteneğini de tıpkı
bir markayı yönetir gibi yönetmek, iyi tanımak, anlamak, onunla iyi ilişki kurmak ve onu başkalarına aklı başında yöntemlerle sunmak zorundasınız."

69 filmde başrol oynayan, 45 oyunu Türkçeye çeviren, Yunanistan'da, Almanya'da, İsviçre ve İngiltere de oyunları sergilenen, Broadway'de "Pera" adlı yapımda başrollerden birini oynayan, pek çok radyo ve televizyon oyunu yazan, yöneten, yazıları çeşitli gazete ve dergilerde yayınlanan, "Gölgede Muhabbet" adlı radyo programıyla yıllardır dinleyicileri ile buluşan, kitaplar yazan, ödüller alan Ali Poyrazoğlu. Bununla da kalmayıp eğitim alanına giren, Türkiye'nin en önde gelen şirketlerine yaratıcılık, hayal gücü, takım çalışması gibi konularda yüzlerce kez eğitim veren, bunun için yurtdışında eğitim almak üzere kırkından sonra öğrenci olan Ali Poyrazoğlu.

Nefes kesiyor değil mi? O bütün bu yeteneklerini, eğlenerek keşfetmiş, eğlenmiş, eğlendikçe de üzerine yenilerini eklemiş. Ve eklemeye de devam ediyor. Ali Poyrazoğlu bize hayata karşı duruşunu anlatırken, biz de bir cevherin içindeki yeteneklerin ortaya çıkışını ve gelişimini dinledik.

TH: Çocukluğunuzdan bugüne kadar, hayatınızı değerlendirdiğinizde, kişisel yetenek serüveniniz nasıl bir seyir izliyor? Onları nasıl şekillendirdiniz?
Çocukken itfaiyeci olmak istiyordum. Ama ailem benim için itfaiyeciliğin değil, eczacılığın uygun olacağını düşünüyordu. Anne tarafım doktor, baba tarafım eczacıydı. Alışayım diye, daha ilkokuldayken; 'Hadi, sen patronsun, geç kasada dur' diyerek beni dümenden de olsa eczanede çalıştırırlardı. Kandırdılar beni... Sonra da 'Patronlar her işi bilir' diye içeri, laboratuara attılar. Eskiden eczaneler şimdiki gibi değildi. Doktorlar reçete yazardı, biz o ilaçları hazırlardık. Ve ben profesyonel olarak bütün yazları orada çalışmaya başladım, kalfa oldum. Kuklalarımla, kitaplarımla ilgilenmem devam ediyordu ama diğer taraftan ailemi de idare ediyordum. Çünkü tiyatrocu olmaya karar vermiştim. Bildiğini okuyan birisi olduğum için, ailem kabul etmek zorunda kaldı ve konservatuarın tiyatro bölümüne girdim. Ama o bölüme, beş yaşındayken, yemek masasının altında ilk tiyatrosunu kurmuş, kendisine kuklalardan bir kadro yapmış eski bir tiyatro kaptanı olarak gittim. Şanslıydım, iyi hocaların eline düştüm. Benim zamanımda, konservatuarda Türkiye'nin en büyük hocaları ders veriyordu. Melih Cevdet Anday, Türk şiirinin ve edebiyatının büyük hocalarındandı; Sabahattin Kudret Aksal, büyük oyun yazarı, şair hocamızdı; Ahmet Kutsi Tecer, çok büyük bir tarihçi, edebiyatçı, oyun yazarıydı. Birbirini seven, anlayan bir ekiptik.

HAYATIM SERSERİLİKLE GEÇİYOR, ZEVK ALIYORUM

TH: Bütün bu işlerinizi tiyatro oyunculuğuyla nasıl bir arada götürüyorsunuz?
Benim hayatım serserilikle geçiyor. Tatil yapıyorum. Tiyatro, sinema, televizyon işleri, şirketlerin eğitim ortaklığını yapıyorum, böyle devam ediyor. Tiyatrom var, Sabah gazetesinde köşe yazarıyım, kitap yazıyorum. Bu yıl iki kitabım çıktı. "Mavi Noktalı Elbise" adlı oyunu yazıyorum, kuruyorum, bir de "Darısı Başınıza" adlı bir oyunu kuruyorum. Ben hiçbir zaman yaptığım işleri iş gibi görmediğim için bu kadar çok çalışabiliyorum; çünkü işimden zevk alıyorum. Zamanı iyi kullanıyorum. Çalışma hayatımda hız mekanizmasını kullanıyorum, özel hayatımda ise hiç. Yaşam konusunda sağlam bilgi sahibiysek, özel yaşamımızı da iyi yönetebiliyoruz.

TH: Genç yaşta kendi tiyatronuzu kurup yönetmeye de başladınız. Aynı zamanda bir işadamı da oldunuz. Neden?
Aslında daha o zamandan bütün ekonominin, yeteneğin üzerine inşa edildiğini, yetenekli insanların, ekonomi dediğimiz, garip labirentleri olan ve sürekli kendini yenileyen bilimi ortaya çıkardıklarını, değiştirdiklerini keşfetmiştim. Mesleğin ne olursa olsun, ekonomiyle ilgilendiğin takdirde ilerleyebileceğini anlamıştım. Ekonomik savaşların, oyunların birer askeri savaş oyunu gibi taktiği, stratejisi olduğunu, uzun uzun hazırlık yapıldığını anladığımda büyük heyecan duymuştum. Dolayısıyla bir yandan, -babamın ölümünün ardından- eczaneyi tasfiye edip, iş yaşamında iniş çıkışlar yaşarken, diğer yandan da oyunculuk yaptığım için her iki alanda da bilgi ve deneyim sahibi oldum.

TH: Özellikle yaratıcılık ve yetenek üzerine verdiğiniz sayısız eğitim var. İnsan kaynakları ve yönetim dünyasına da el attınız. Nasıl gidiyor?
Eğlenceli. Eğlenmediğim hiçbir şeyi yapmam. Yeteneğini ortaya çıkarmak için, yatkın olduğun yanı saptadıktan sonra bilinçaltında hayata geçirmeyi öğrenmek zorundasın. Bunu yapabilen insanlar kendi yeteneklerinin tadına varıyor, onu geliştiriyor, cilalıyor, parlatıyor ve sürekli değiştiriyor. Ve tabii ki bir dalda ustalık kazanman, başka dallarda da kendini sınaman ve yeteneğinin sınırlarını genişletmek zorunda olman gerçeğiyle yüz yüze bırakıyor seni. Özellikle yeni nesil işadamları arasında iyi eğitim almış, vizyonu olan insanlar var. Hepsinin işlerinin dışında yeteneklerini geliştirdikleri bir alan var. Böyle işadamları her şeyi de iyi yönetirler. Örneğin, Güler Sabancı benim çok sevdiğim bir dostumdur ve Türkiye'nin en büyük kurumlarından birini yönetiyor. Bana resim dersi aldığını söylediğinde 'Resim yapmak için vakit bulabilecek misin?' diye sordum. O da 'Evet, vakit buldukça resim yaparım ama benim için önemli olan şu: Resim konusunda yeteneğim olduğunu anladığım andan itibaren o yeteneğe emek vermem gerektiği sorumluluğuyla karşı karşıya kaldım. Resim yapmasam bile, bir resme nasıl bakılacağını bilmem, resim ve sanat tarihinin bilincinde olmam gerektiğini düşündüğüm için resim dersi alıyorum. İlla ressam olacağım diye değil; iyi bir resmin bakıcısı olabilmek için' dedi. Bu söyledikleri benim için çok şey ifade etmişti. Gizli kalmış yeteneklerini keşfedersen, onları geliştirmeye çalışırsan, yaptığın işte de çok başarılı hale geliyorsun. Onlar birbirlerini destekleyen beyin cilaları haline geliyor. Başka dallara eğilimin olup olmadığını görüyorsun. İşte o zaman yaratıcı düşünmeye başlıyorsun.

TH: Masanın diğer tarafı, yani eğitim size ayrı bir zevk veriyor, değil mi?
Birçok insan yetiştirdim, eğittim, kazandırdım; bu çalışmalarıma hâlâ devam ediyorum. Bir bilgiyi paylaşmaktan, bir şirketi eğitirken orada çalışan insanlarla tartışmaktan büyük zevk alıyorum. İki tür eğitim veriyorum: Ya genç oyuncuları, yazarları eğitiyorum; ya da profesyonel iş hayatındaki insanlara eğitim veriyorum. İkisi de çok ayrı dallar. İş hayatından insanlarla yaptığım çalışmalarda ortak akıl oluşturmak, kendini yenileyebilmek, derinlik sağlayabilmek üzerine ortak bir bakış oluşturma çalışması oluyor. Beni eğitim ortağı olarak kabul ediyorlar. Ekonomi ve iş yönetimi bilgim, sanatçı yanım ile onların kendilerini geliştirme ve iş hayatından tat alabilme arzularını birleştiriyoruz. Genç oyuncularla da usta-çırak ilişkisi içinde çalışıp, yeteneklerini nasıl yaratıcı bir enerji haline getirip ortaya çıkarabileceklerini öğretiyorum. Her iki tarafta da bilgilerimi yeniliyorum, besleniyorum ve her gün kendimi yeni baştan eğitiyorum. Sonuçta, özellikle iş dünyasına verdiğim eğitimlerde tereciye tere satıyorum. Birçok farklı alanda kongre yöneticiliği, konferans konuşmacılığı yapıyor olmam, "Ali Poyrazoğlu" ve "Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu" markalarını iyi yönetmem için bilgi birikimi ve deneyim sağlıyor. Onun için iyi bir tiyatro yöneticisiyim ben.

"İşimiz yaşama biçimimiz değildir ve olmamalıdır. Özgün insanlar olarak bir yaşama biçimi, hayat felsefesi oluşturmalıyız. Yaptığımız işi dünyaya karşı takındığımız tavrın içine yerleştirirsek, her zaman kendini taze ve genç tutan yaratıcı insanlar oluruz ve sürekli kendimizi yenileriz."

TH: İş, yetenek ve kültür ilişkisini nasıl kuruyorsunuz?
Sen mesleğini taçlandırırsan, mesleğin de seni taçlandırır. Dünyanın her yerinde kötü koşullarda çalışmaya başlamış ama çok yükseğe zıplamasını becermiş bir dolu insan var. Çağımız artık profesyoneller çağı. O profesyoneller kendisini yetiştirmiş, bunu bir meslek olarak seçmiş, profesyonel yöneticiliğin gereklerini yerine getiren insanlar. Onların da geçmişlerine dönüp baktığın zaman, çok olanaklı ailelerin çocukları olmadıklarını görüyoruz.

TH: Şirketlerin içerisinde alt kademelere baktığımızda yeteneklerinin keşfedilmesini bekleyen birçok çalışan olduğunu görüyoruz. Onların ön plana çıkması için ne yapılması gerekiyor?
Sistem genç insanın içindeki yeteneği keşfedip ortaya çıkarmalıdır. O yetenekli olduğu dalda eğitim alabilmesi, bilgi olarak çok zenginleşmesi için katkıda bulunması gerekir. Kendini bilen büyük şirketler zaten çalışanlarının eğitimi, iş hayatının organizasyonu, şirketin sürekli yeni, taze bir bakış elde etmesi için eğitime yatırım yapıyor ve para harcıyor. Sonuçta şuraya geliyoruz: Farkı yaratan insandır! Peki, farkı yaratacak olan insanı nasıl eğiteceğiz? Benim yaptığım iş bu. Ben yaşama bakış önerisi sunuyorum. Eğitirken de oynarken de düşünüyorum, düşündüklerimi birleştiriyorum. Bazen bir stand-up gibi anlatıyorum, bazen ciddi bir hoca edasıyla, bazen ikisini birden birleştiriyorum. Bütün bunları yaparken de kendimi gözden geçiriyorum. Evet, insan fark yaratacak ama o farkı yaratacak düşünce biçimini nasıl yaratacağız? Ben bu sorunun cevabının peşindeyim.

TH: Tiyatro yeteneğinizi ve tiyatronuzu nasıl yönettiniz?
Tiyatroyu çok genç yaşta kurdum; henüz 25 yaşındaydım. Yönetmem gereken iki olgu vardı: Biri tiyatrom, onu başarılı bir şekilde yönetmeliydim, diğeri de Ali Poyrazoğlu. Ali Poyrazoğlu'nu da bir marka haline getirmek, onu da iyi yönetmek zorundaydım. Yetenek dediğimiz şey; insanın içinde, bilinçaltındaki bir cevher, bir değerdir. Bir şekilde onun da yönetilmesi gerekiyor. Yeteneğini de tıpkı bir markayı yönetir gibi yönetmek, iyi tanımak, anlamak, onunla iyi ilişki kurmak ve onu başkalarına aklı başında yöntemlerle sunmak zorundasınız. Yani başkalarıyla iletişim kurmadan önce yeteneğinle, içinde nelerin saklı olduğunu keşfetmekle ilgili bir çalışma yapmak zorunda kalıyorsun.

"Merak etmeliyiz! İçimizde, bizi bilmediğimiz denizlere sürükleyecek, büyük maceralar yaşatacak ne gibi yeteneklerin saklı kaldığını, bilinçaltımızı deşerek ortaya çıkarırsak ve onları kullanırsak, yaşamımız daha keyifli ve daha başarılı olacak. Dolayısıyla ben hem başkalarındaki yeteneğin, hem de kendi yeteneklerimin peşinde dolaşan bir avcıyım."

TH: Yeteneğin önündeki engeller nelerdir?
Yeteneğin önünde her türlü engel durur. Çocukluğumuzdan itibaren hepimiz yasaklamalarla, kısıtlamalarla, örf, adet, törelerle, modası geçmiş bakışlarla karşı karşıya kaldığımız için tabii ki bireyin yeteneği ortaya çıkamıyor. Birey bu tehlikenin farkına vardığı yaştan itibaren savunmaya geçer ama içine o esnada bir sürü çivi çakılmıştır. O çivileri teker teker nasıl söküp atacağın sorunuyla yüz yüze kalırsın.

TH: İş yaşamı ve özel yaşamın ilişkisine farklı bir yaklaşımınız var: İşin yaşam biçiminin bir parçası olması gerektiğini söylüyorsunuz.
Denge ve var oluş biçimini kontrol altına alabilen, her koşulda yaratıcı ve muhalif duygularını ayakta tutabilen insanlar daha başarılı oluyor. Sizin söylediğinizden bir adım daha ötesine geçerek diyorum ki; işimiz yaşama biçimimiz değildir ve olmamalıdır. Özgün insanlar olarak bir yaşama biçimi, hayat felsefesi oluşturmalıyız. Yaptığımız işi dünyaya karşı takındığımız tavrın içine yerleştirirsek, her zaman kendini taze ve genç tutan yaratıcı insanlar oluruz ve sürekli kendimizi yenileriz. 'İş benim yaşama biçimimdir' deyip, bu formülün arkasına saklanıp kendimizi kısırlaştırmaktan korkmalıyız.

TH: Peki, en çok hangi yeteneğiniz sizi eğlendiriyor?
Aşk! Çok büyük bir âşığımdır ben.

BEN YETENEĞİMİN VE YETENEKLERİN PEŞİNDE KOŞAN BİR AVCIYIM

TH: Sizin başka insanların yetenekleri ile bitmek bilmeyen meseleniz nedir?
Yaratıcı düşünce, hayal gücü bilgiden daha önemlidir. O zaman hayal gücümüzü yeteneklerimizin ya da yeteneklerimizi hayal gücümüzün emrine vermeliyiz. O zaman birçok dalda başarılı olan bireyler haline getirebiliriz kendimizi. Merak etmeliyiz! İçimizde, bizi bilmediğimiz denizlere sürükleyecek, büyük maceralar yaşatacak ne gibi yeteneklerin saklı kaldığını, bilinçaltımızı deşerek ortaya çıkarırsak ve onları kullanırsak, yaşamımız daha keyifli ve daha başarılı olacak. Dolayısıyla ben hem başkalarındaki yeteneğin, hem de kendi yeteneklerimin peşinde dolaşan bir avcıyım. Ekonomi, paradan ziyade bir "düşünce biçimi"dir. Derin düşünmeye başladığın zaman birçok dalda kendini sınama hakkını elde ediyorsun. İnsan, 'Yeteneklerim nereye kadar gidebilir? Hangi konuda ne kadar başarılı olabilirim? Hangi konuda işe yaramadığımı düşünüyorum? Hangi konuda hayalperestim?' vs. diye merak etmeli. İnsanların içindeki cevheri çıkarıp avuçlarında tutabilmeleri için onlara yardım etmekten hoşlanıyorum. Bilgimi tiyatroda, üniversitelerde verdiğim seminerlerde paylaşıyorum. Bu yıl 17 üniversitede bilgi paylaşımı konusunda seminer verdim. Birçok şirketle eğitim ortaklığı yapıyorum.

 
 
Copyright © 1988 - 2008 Teknoloji Holding