Gazeteci, Yazar, Düşünür Çetin Altan
Yetenek dediğin
marifettir; o da iltifata tabidir
Bana kızdı. Evet, itiraf ediyorum, bana çok kızdı. İlk telefon konuşmamızda, kendisini biraz zor ikna ettim. Türkiye'nin en önemli düşünürlerinden biri ile konuştuğum için çok heyecanlanmıştım.Yetenek ekonomisini, Çetin Altan ile konuşmak. Türkiye'nin ve dünyanın yetenek haritasını çıkarmak. Onun evine konuk olmak, sohbet edebilmek. Birkaç gün sonra bana, "Tamam, gel hadi" dedi.
Biz onun evine giderken, Göztepe'de kaybolduk. Evini bulamadık. Kapıda karşılarken tatlı tatlı homurdandı. Sonra bu kıvrak zekâlı ve biraz da muzip düşünce adamı, daha nefes almadan, kiminle muhatap olduğunu ölçüp biçmek için konuşmaya, sormaya, bir insan olarak beni incelemeye başladı. Biraz savaştık, biraz güldük, biraz da sinirlendik. Bazen bir tarihçi, iktisatçı, sosyolog, ekonomist ve edebiyatçı ya da akademisyen kadar derin bilgiye sahip olmama şaşırdı, kızdı. Bazen ben, homurdanarak konuşan, "tatlı huysuz" dehanın, söylediklerini anlamakta zorlandım. Soru mu soruyor yoksa açıklama mı yapıyor, anlayamadım. Bu da ikinci itirafım olsun. Sonra bazen "Bizi yok ettiler, azaldık, size klavuzluk edecek nesil yok oldu bu memlekette" diye hayıflandı. Sustuk. Ve sözlü sınava kaldığımız yerden devam ettik. Bir de baktım ki neredeyse gece yarısı olmuş. İzin alarak çıktım evinden.
|
| "Ne zaman ki buharın gücü anlaşıldı ve kömür enerjiye dönüştürüldü, o zaman insanın gövdesel enerjisi tarihe gömüldü. Böylece de beyinsel ölçekler ortaya çıktı. Diğer taraftan Sovyetler Birliği'nin yapmaya çalıştığı neydi? Haksızlığa uğrayan işçi sınıfının gövde gücüne dayalı bir endüstri kurmayı hedefledi." |
|
Ama, "Bütün kitaplarımı oku, yine gel çocuğum" dedi çıkarken, kapısının bana hep açık olduğunu söylemeyi de ihmal etmedi. Yeri gelmişken; gelecek yıl 80'inci yaşını dolduracak olan Çetin Altan, dünyada en fazla köşe yazısı yazmış yazarlarından. Galatasaray Lisesi'nin ardından Ankara Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Gazeteciliğin ardından, hayatında köşe yazarlığı, romanlar, milletvekilliği, fütüristik romanlar, araştırmalar, gözaltılar, tutuklanmalar, mahkumluk gibi sayısız açılım oldu. Romanları Fransızca, İsveççe, Yunanca, Bulgarca, İspanyolca, Romence yayınlandı. Doğrusu onun hayatını anlatmak için sayfalar gerek. Biz o konuya şimdilik girmeyelim, Çetin Altan ile yeteneği ve ekonomiyi konuşalım.
TH: Son dönemdeki ekonomi anlayışının değişiminden başlayalım, dilerseniz. Fikirlerin, yaratıcılığın öne çıktığını görüyoruz. Artık insanın her zamankinden daha değerli olmaya başladığını söyleyebilir miyiz?
O önem her zaman vardı. Düşün ki 1492'de Christoph Colomb, Santa Maria gemisi ile kürek çekerek okyanusa açıldı ve meçhule giden bir yolculuğa çıktı. Ne zaman ki buharın gücü anlaşıldı ve kömür enerjiye dönüştürüldü, o zaman insanın gövdesel enerjisi tarihe gömüldü. Böylece de beyinsel ölçekler ortaya çıktı. Diğer taraftan Sovyetler Birliği'nin yapmaya çalıştığı neydi? Haksızlığa uğrayan işçi sınıfının gövde gücüne dayalı bir endüstri kurmayı hedefledi. Bugün ise hidrojen, nükleer enerji, petrol vs. insanın gövde gücünün enerji kaynağı olarak kullanılmasını tamamen tarihe gömüyor. Türkiye'de işsiz sayısı 20 milyona çıktı. İşsiz sayısı ile mesleksiz sayısını ayırt etmek gerekir. Enerji kaynakları değiştikçe bazı meslekler de yok oluyor. Örneğin, bugün artık yatakların pamuğunu atan hallaçlar kaldı mı? Atlı araba vardı, artık özel araba dönemindeyiz. Yakında da özel helikopterler başlayacak. Ama bu değişimin kaynağı olan ülkeler, bu gelişim dönemlerine katlanmışlardır. Eskinin doğrusunu muhafaza ederek yenisini yaratmışlardır. Bu söylediğim her alan için geçerli. Ama insanlar kendi alıştıkları plakları çaldıkları için o eski plaklara göre politika üretiyorlar.
|
| "Zevkler ikiye ayrılır: Biri gövdesel zevkler, diğeri insani zevkler. Gövdesel zevkler doğal üretim içindir; diğeri ise duyularını çalıştırır, onu engelleyemezsin. Okuma yazma özürlü toplumlar var. Anadilini kağıda dökmekten aciz. Yetenek, kendi anadilini doğru düzgün kullanabilmektir. Türkiye'de ise konuşma yerine didişme var." |
|
TH: Bu yeni gelişmelerin yaratıcılıkla ilişkisini nasıl kuruyorsunuz?
Çocukluğumda Çamlıca'da akrabalarımız otururdu. Geceyarısı evimize ancak birde, bir buçukta dönebilirdik. Bugün Londra'ya gidip gelmek üç saat. Cep telefonlarıyla saniyede iletişim kuruluyor. Bir fotoğraf çekip anında New York'a gönderebilirsin. Bu değişimin üretim biçimlerine yansıması da çok farklı olacaktır. 19 - 20 inci yüzyılda kentleşme diye bir yerleşme türü meydana çıktı. Askerler kışlaya, işçiler fabrikaya, bürokratlar içişlerine, çocuklar okula, hastalar hastaneye vs. Bugün bu yapılanma değişiyor. Örneğin ben otuz yıldır herhangi bir işyerine gitmiyorum. Ofiste ya da başka bir yerde oturmuşum fark etmez; çünkü bilgisayarla hemen gönderebiliyorum. Peki, bunun birikim biçimlerine yansıması nasıl olacak? Yaratıcılık! Yaratıcı olan artı getirecek. Burada bir bira açsan, belki Brezilya'da biri para kazanacak. İşte, böyle bir şey. Bu bilim ve sanat alanında da aynı. O müzelere konmuş olan tablolar bir artı getirdiği için oraya girmiştir. Daha önce yapılmışın taklidi olduğu için değil.
|
ÖLDÜRMEK KÂRLI
BİR İŞTİR |
|
TH: Şimdiki nesilde neden merak yok?
Bu, memeli hayvanlara has bir özelliktir; hepsi uyumak, karnını doyurmak vs. ister. Temel güvenceleri sağlanmamışsa insan çalışmaz. Bunları benim kitaplarımdan okuyup anlayabilirsin. Ama insanlar benim kitaplarımı ilk okuduğunda anlamıyor, anladığı zaman da anlatamıyor. Oysa hayatta okuyarak bir şey öğrenilemez. İnsanların okuma biçimleri yanlış. İnsan, doğada olan şeyi keşfeder. İcat diye bir şey yoktur. Bilimin nasıl geliştiğine bakmak gerekiyor. Dünyada gelişim nasıl işliyor? Saniyede yüzlerce insan çiftleşiyor ve bebekler doğuyor. Politikacılar bunun ne kadarını öldürerek para kazanacaklarının hesabını yapıyor.
TH: Öldürerek para kazanmak mı?
Bir adam bedava mı ölür? Her yıl silaha giden para 400 milyar dolar. Türkiye ise 10-12 milyar dolar harcıyor. Ama bir yandan da üretim devam ediyor. Sonra Orhan Veli bunun üzerine şiir yazıyor. Neden? Duygusal bir insanın cumhurbaşkanı olduğunu duydun mu hiç? Politikacıyla bilim çatıştığı zaman, orada gelişme olabilir mi? Çünkü öldürmek kârlıdır. Ama kimsenin bir şey okuduğu yok. Bunları bilmeden, bunları saydamlaştırmadan olmaz. Yaşar Kemal, Nâzım Hikmet, Haldun Taner ne kazanmıştır, hangi kaynaklardan kazanmıştır? Bunları merak edersen, çocuk da bunu görür ve buna yönelir. |
|
TH: Yaratıcılık, yenilik neden bazı toplumlarda yüksek seviyelerde?
Şöyle bakmak gerekiyor: İnsanlar ikiye ayrılır; köylüler ve kentliler. Kentli yaşamlar iş hayatında, kadınlı, kahkahalı sofralarda gelişir. Köylü yaşamlar ise kadınsız, kahkahasız, erkek erkeğe kahvede sigara içerek geçer. Köylü yaşamları kapalı ekonomiye dönük olduğu için tarlada buğday ekerek geçer ve orada kültür yapamazsın. Köylü dediğin 37 gün çalışır, orda da toprağın kendisidir çalışan. Fransa ile İngiltere arasındaki tarım meselesinden tartışmalar çıkıyor. İngiltere'nin hakkı yeniyor vs. diye. Ekonomik koşullar, coğrafi koşullar diye ayrımlar kalmadı artık. Uzaya gidiyor insanlar.
|
| "Paran varsa evine piyano alırsın ama çalmasını bilmiyorsan o evden müzisyen çıkar mı? Bir yanlış
anlaşılma var: Kalkınmak ve gelişmek başka şeylerdir. Gelişim dendiğinde de soyut kavramlar giriyor işin içine. Türkiye'de bunun üzerine
kafa yoran yok. Doğu ülkelerinin en tipik özelliğidir: Kestirmeden yolunu bulmak." |
|
TH: Peki, biz ne kadar yaratıcı bir toplumuz?
Yaratıcı olmak için yerleşik olmak gerekir. Bir de kadın olması gerekir.
TH: Kadın niye yaratıcılığı besleyen bir unsur?
Anne olduğu için.
TH: Nüfusu çok olan ve doğum oranı yüksek ülkelerde yeteneğin çok fazla ortaya çıkmadığı görülüyor.
Annelerin kendi dillerini kaç kelimeyle konuştuklarına bakmak gerekiyor. Anneler kendilerini bir biçimde anlatmayı biliyor. Başka bir taraftan bakalım; Almanya ve İngiltere, İkinci Dünya Savaşı'nda birbirini bombaladı, durdu. Büyük savaşta 600 milyon insan öldü. Peki, bu savaş sırasında Alman müzisyenleri İngiltere'de dinlenmiyor muydu? İnsanların ortak bir bahçesi var. Aspirin kullanmıyor musun? Diyelim; Edison elektriği, Graham Bell telefonu, Willoughby Smith de televizyonu geri aldı. Ortaya çıkacak çağı düşünebiliyor musun? Politikacılarla bilim adamları arasındaki fark bu. Politikacılar insanlara berraklık sunmuyor. İnsanlar yönetilsin istiyor.
TH: Peki, yönetilmezlerse ne olur?
Yönetilmenin bir ölçüsü vardır. Hukukun tarifini yapmak gerekir. Sana göre hukuk, bana göre hukuk olmaz. Türkiye'de iki kere iki, dört ederken Almanya'da yedi buçuk eder mi? Böyle saçmalık olmaz. Ama Türkiye soyut kavramlarla sorunu var.
TH: Sizin hayatınıza dönüp bakarsak. Çok farklı işler yapıyorsunuz.
Bunlar da birer yetenek aslında. Yetenek değil bu; merak. O da yedi yaşında oluşmaya başlar.
TH: Milletvekilliği, köşe yazarlığı, roman, deneme, inceleme yazarlığı. Hepsinin kesiştiği noktalar var, ama çok
farklı işleri bir arada yapmışsınız. Bu nasıl bir yetenek?
Niye olmuş peki bu? Demek ki, yaptığım işten aldığım zevk, ondan kazandığım parayı harcarken aldığım zevkten daha fazlaymış. Örneğin bir tiyatrocunun oyun oynarken aldığı zevk ile aldığı paranın ona verdiği zevk aynı değildir. Çünkü zevkler de ikiye ayrılır: Biri gövdesel zevkler, diğeri insani zevkler. Gövdesel zevkler doğal üretim içindir; diğeri ise duyularını çalıştırır, onu engelleyemezsin. Okuma yazma özürlü toplumlar var. Anadilini kağıda dökmekten aciz. Yetenek, kendi anadilini doğru düzgün kullanabilmektir. Türkiye'de ise konuşma yerine didişme var.
TH: Çocuk ne oluyor bu arada?
İşte o zaman devreye anneler giriyor. Ama çocuklar da hangisini model alsın. Aile, çocuğu kendisinin gördüğü adamlara benzetmek istiyor. Halbuki her şey değişiyor.
TH: Peki, siz çocuklarınızın gelişimini nasıl izlediniz, ne yaptınız?
Ben onları hiç izlemedim. İnsan kendisi izlerken daha iyi öğrenir. Havuzda ördek ördeğe öğretiyor mu nasıl yüzülür diye. Paran varsa evine piyano alırsın ama çalmasını bilmiyorsan o evden müzisyen çıkar mı? Bir yanlış anlaşılma var: Kalkınmak ve gelişmek başka şeylerdir. Gelişim dendiğinde de soyut kavramlar giriyor işin içine. Türkiye'de bunun üzerine kafa yoran yok. Doğu ülkelerinin en tipik özelliğidir: Kestirmeden yolunu bulmak.
|
ORASI SENİN, BURASI ONUN
VATANI OLACAK |
|
TH: Türkiye'de yetenek gelişmiyorsa, gelen nesiller de böyle gidecekse, sonrası ne olacak?
Benim zamanımda Almanya'nın bayrağı üç defa değişti. AB'ye girince orası senin, burası da onun vatanı olacak. Ulus devlet diye bir şey kalmayacak yani. Her gün bunu yazıyorum. Karışacağız ya da kurtulacağız. Bunu iki kuşak sonraki torunlarımız çözecek.
TH: Peki, Fransız, İtalyan için ne olacak?
Sınırsal açıdan bakmasını bilmiyorsun. Bunlar burjuva; yani kentli. Yani bir adam Norveç'te doğmuşsa, İtalya'ya gittiği zaman bir lokantada nasıl oturulacağını bilir.
TH: Kentlilik diye bir şey oluşacak yani.
Kentli, köylü diye ayırt edemeyiz. Çünkü dünyada dört milyar fakir var. Onların fakir kalması senin de üretim biçimini eksiltiyor. Birikim var, müşteri var, para yok. Nereye gidiyor para? Silaha! Silahı kim alıyor? Devlet! Onun için işte AB devletin küçülmesi gerektiğini söylüyor. Kimse kimseyle kavga etmezse, toprak para getirir. Onun için AB, alacağı ülkenin malını, mülkünü, her şeyini bilmek istiyor. |
|
TH: Bunun da özel bir yetenek olduğu düşünülemez mi?
Buna yetenek değil, birbirini kayırmak denir. Az önce de söylediğim gibi bazı şeylerin yetenekle değil, merakla ilgisi vardır. Ben neden dünyanın en çok yazan insanıyım? Çünkü merak ediyorum. Merak, eğitimin de önüne geçiyor. Archimed'in hangi okulda okuduğunu biliyor muyuz? Tabii burada yazarak hayatını kazanmak da önemli. Yoksa Reşat Nuri Güntekin neden romanlarından geçinemedi de öğretmenlik yapmaya devam etti? Yakup Kadri Karaosmanoğlu neden büyükelçilik yaptı?
TH: Ama biraz genetikle de alakalı değil mi? Anne, çocuk, görme, yaşama.
Herkes dâhi olacak değil. Eski köye yeni adet istemeyenler çıkacaktır. Alıştığı dünyayı devam ettirmek isteyecektir. O da köylü, kapalı toplumda olur. İnsanlar çok fazla bilmesin istenir. Ama bazı insanlar da yaratıcılıklarıyla gelişmek ister. Uzman sayısı az olduğu zaman da köşe yazarı değişik konularda yazmak zorunda kalır. Çünkü kadrolar zayıftır. Leonardo da Vinci gibi, hem mühendis, hem karikatürist hem de ressam. Kadrolar geliştiği zaman iş birimleri oluşur.
TH: Ama bizim sonumuz pek parlak değil galiba?
Birinci olarak, enerji kaynakları değişiyor. İkinci olarak da şunu sormalı: İnsan kozmosun dışında mı? Dünya, galaksi, Samanyolu. Bu değişimin nasıl olduğunu merak edeceksin. Neden daha önce sorulmuyordu da bugün yetenek konusunda konuşuyoruz? Çünkü ihtiyaç ortaya çıktı. Vasıfsız işçi çok. Türkiye'dekilerin çoğunu Almanya'ya gönderdiler. Ama bir yandan da insanlar iş aramaya devam ediyor. Sen de bana bunu sormak zorunda kalıyorsun. Niye? Cevabı insanın temel dürtüsünde gizli: Güven altında değilse çalışmaz. Yetenek dediğin marifettir; o da iltifata tabidir. Çünkü müşterisiz emek zayi olur.
|