AK Parti AR-GE'den Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı, Ankara Milletvekili ve Kurucu Üye Reha Denemeç
Bu ülke için birlikte
yapacağımız çok iş var
OECD literatürüne göre, yenilikçilik (inovasyon), süreç olarak, bir fikri, pazarlanabilir bir ürün ya da hizmete, yeni veya geliştirilmiş bir imalat ya da dağıtım yöntemine, yeni bir toplumsal hizmet yöntemine dönüştürmeyi ifade ediyor. Eurobarometre araştırmalarına göre, Türkiye nüfusunun yüzde 25'i "yenilik heyecanı" taşıyor. Romanya yüzde 20 ile ikinci sıradayken, Almanya, Macaristan ve Fransa gibi ülkeler yüzde 6-9 oranlarıyla en son sırada! Türkiye'de yenilikçilik karşıtı olan kesimin oranı ise yüzde 6'yı gösterirken, Portekiz, Yunanistan gibi
ülkelerde bu oran yüzde 20-26 arasında değişiyor.
Yenilikçiliğinin arkasında yatan temel unsur ise yetenek ekonomisi! Aslında bu iki kavram, yeni ekonomik düzende rekabet gücünün olmazsa olmaz koşulları. Onların gelişip büyümesi içinse, yeteneğe sahip insanlar ve firmalar için, eğitim, teknopark, vergi indirimi, AR-GE yatırımları gibi destek ve teşviklerin, yatırım ortamlarının oluşturulması gerekiyor. Son dönemde yetenek ekonomisi ile kalkınan ülkelerin stratejilerine baktığımızda, bu yöndeki yatırımların gücünü görüyoruz. En büyük risklerden biri ise bu tür destekleri bulamayan genç girişimcilerin çareyi yurtdışına çıkmakta bulması.
AK Parti AR-GE'den Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Reha Denemeç'in pozisyonu, bu anlamda kritik bir değere sahip. Fikirlerini işe dönüştürmek isteyen girişimcilerin, profesyonellerin, gençlerin, yeni işleri hayata geçirmek isteyen genç şirketlerin vb. ihtiyaç duyduğu yatırımların önemli bir bölümü, onun yönetiminde planlanıyor; örneğin İstanbul'da kurulması planlanan yeni teknopark. Son dönemde dikkat çeken bir başka yeni uygulama, üniversiteler bünyesinde faaliyet gösteren teknoparklarda Gelir Vergisi ve Kurumlar Vergisi istisnalarının 2013 yılına kadar uzatılmış ve üretilen yazılımlardan da KDV alınmayacak olmasıydı. Öte yandan üniversitelerin aldıkları yüksek kiralar, teknoparkları
avantajlı olmaktan çıkardı. Denemeç bu nedenle, üniversite dışında yeni teknopark arayışı ile çözüm yaratmaya çalıştıklarını söylüyor. Yeni kurulacak teknoparklarda metrekare kira bedelinin 10 dolar civarında tutulması planlanıyor.
|
"Yeni düzen içinde beşikten mezara kadar eğitim söz konusu. İnsanın öğrenme gücünün şekillenmesinin en önemli dönemi 5-8 yaş arasıdır.
Mevcut anaokullarının sayısı bu dönemin değerlendirilmesi için yeterli değil. Okuryazarlık oranı yüzde 85'lere yükseldi, ama okul öncesi eğitimin oranı sadece yüzde 10-15 arasında." |
|
Denemeç, bu yıl AR-GE bütçesine harcamalarının desteklenmesi için TÜBİTAK kanalıyla aktarılan 450 milyon YTL olduğunu söyleyerek, Türkiye'nin GSMH içinde 0.67 oranında olan AR-GE harcamalarına da bir hedef konulduğuna dikkat çekiyor. Gelecek yıl için planlanan AR-GE desteği ise 600 trilyon lira. 2010 yılına kadar ise toplam yüzde 2'lik AR-GE harcamasına ulaşılması amaçlanıyor. Daha sonra ise bu oranın Amerika'daki gibi yüzde 3'e yakın bir seviyeye çıkarılmasının, ayrıca özel sektörde yüzde 30, devlette yüzde 70 olan AR-GE harcamalarının uzun dönemde tam tersine çevrilerek gelişmiş ülkelerdeki gibi özel sektörde yüzde
70 seviyesine çıkarılmasının amaçlandığını söylüyor.
TH: Yeni gelişen bir kavram olarak "Yetenek Ekonomisi"ni nasıl değerlendiriyorsunuz? Yaşanan bu değişim süreci özellikle girişimciler açısından nasıl bir tablo ortaya çıkarıyor?
Değişimin adını koymak açısından "yetenek ekonomisi" çok doğru bir kavram. Artık bilgi ekonomisi dönemi de sona eriyor. Yetenek ekonomisiyle birlikte, anaokulundan üniversiteye kadar aldıkları formasyonla, hayata atıldıklarında, becerileriyle yeniliklerin önünü açacak bir insan prototipinin ortaya çıkması bekleniyor. Türkiye'de hep 'Sanayileşme dönemini es geçtik, bilgi ekonomisini kaçırmayalım' denir. Dolayısıyla artık, yetenek ekonomisini ve yenilikçiliği konuşmak, gereğini yerine getirmek gerekiyor. Bu noktada bireysel altyapı çok önemli. Çok hızlı bir şekilde, dünyanın her yerindeki bilgiye ulaşabilme imkanına sahibiz. Artık mekan önemini kaybetti. Küreselleşme dediğimiz olay da bu! Bu yeni düzen içinde beşikten mezara kadar eğitim söz konusu. İnsanın öğrenme gücünün şekillenmesinin en önemli dönemi 5-8 yaş arasıdır. Mevcut anaokullarının sayısı bu dönemin değerlendirilmesi için yeterli değil. Okuryazarlık oranı yüzde 85'lere yükseldi, ama okul öncesi eğitim oranı sadece yüzde 10-15 arasında. Anaokulunun ardından ilköğretim ve lise çağındaki çocuğun eğitimi de çok önemli. Bu nedenle eğitimdeki müfredatı değiştirdik ve o müfredatı destekleyici bilişim sınıflarının oluşturulması, okullardaki bilgisayar sayısının artırılması, eğitim mekanlarındaki öğrenci sayısının makul rakamlara düşürülmesi için çalıştık. Diğer yandan, bu müfredatı destekleyecek, çocukların soyut kavramları daha iyi kavramalarını sağlayacak, matematik ve fen derslerinde onları destekleyecek eğitim yazılımlarına ihtiyaç var. Yirmi milyona yaklaşan eğitim potasında genç ve onları eğiten yaklaşık 700.000 kişilik eğitici kitlesi bulunuyor. Tabii, yeni yetişen öğretmenlerimizi bilişim altyapısına sahip olarak yetiştiriyoruz. Ama geçmişte yetişmiş olanları da bu yapıya uygun bir şekilde geliştirmemiz gerekiyor.
|
| "Bazı üniversiteler, bizim girişimciler için verdiğimiz destek teşviklerini, yüksek teknopark kira ücretleri ile üniversitelerine aktarmaya başladı. Bu nedenle şu anda bir arayış içindeyiz. Önümüzdeki dönemde İstanbul'da hayata geçirmeyi planladığımız bir teknopark projesi var." |
|
TH: Temel eğitim için şu anda ne gibi yatırımlar yapılıyor?
Altyapısı sağlam insanların yetişmesi için temel bilimlerde yapılan çalışmalar çok önemli. Bir sosyal proje olarak bütün ilköğretim öğrencilerinin kitaplarını bedava verdik. Bu yıldan itibaren lise öğrencilerine de bedava vereceğiz. Ayrıca artık okullarda internet bağlantısı var. Eğer, matematik ve fen derslerinin bazı bölümlerini bilgisayar laboratuarlarında interaktif eğitim CD'leri ile yapabilsek, öğretmenlerimiz de bir tür hizmet-içi eğitime tabi tutulmuş gibi olacak, böylece onlar da gelişecek.
TH: Girişimciler için kritik önem taşıyan teknoparklar amacına ulaştı mı?
Türkiye'de teknoparklarla ilgili yaklaşım diğer ülkelerden farklı. Üniversite ve özel sektör ayrı ayrı şeyler geliştiriyor, ama ikisi de birbirinin yaptığını beğenmiyor ve bir araya gelmiyorlar. İkisi arasındaki işleyiş farkı da birlikte çalışmalarına engel oluyor. Bu nedenle en uygun yapının teknoparklar olduğu düşünüldü. Teknoparklar üniversitelerin içinde olduğu için üniversite hocaları da firmalara rahatlıkla iş yapabiliyor. Ayrıca Gelir Vergisi ve Kurumlar Vergisi için avantajlar da bulunuyor. Üniversitelerin içindeki firmalar, makul ücretlerle çok kaliteli, üniversite üçüncü-dördüncü sınıf ya da master veya doktora öğrencilerini iş gücü olarak kullanabiliyor. 2003 yılına kadar teknoparklarda teşvikler için beş yıl kısıtlaması vardı ama biz bunu on yıla çıkardık. Ayrıca cazip hale gelmesi için yazılım KDV'sini sıfıra indirdik. Talep o kadar arttı ki artık üniversitelerin teknoparkları taleplere yetişemez oldu. Ama bazı üniversiteler, bizim girişimciler için verdiğimiz destek teşviklerini, yüksek teknopark kira ücretleri ile üniversitelerine aktarmaya başladı. Bu nedenle şu anda bir arayış içindeyiz. Önümüzdeki dönemde İstanbul'da hayata geçirmeyi planladığımız bir teknopark projesi var.
|
| "ABD'de icatlar finanse edildiğinde hem finansmanı sağlayan şirket hem de desteklenen şirket büyüyor. Risk sermayesine yaklaşım, Türkiye'de ve Avrupa'da daha muhafazakâr, finansal imkânlar kısıtlı. İşin bir de şu yönü var: Teknoparklardaki firmaların güzel icatları var ama büyük piyasalara hitap etmiyor." |
|
TH: Teknoparklar konusunda dünyadaki örnekleriyle Türkiye'yi
karşılaştırabilir misiniz? Ne tür farklar söz konusu?
Türkiye şartları içinde şöyle bir sorunla karşı karşıyayız: Tekno-parklardaki firmalar, yenilikçi anlamda potansiyelleri olmasına karşın, genellikle küçük bütçeli. Bildiğiniz gibi, teknoparklar ilk olarak Amerika'daki Silikon Vadisi ile ortaya çıktı. Girişimci ruh ile destekleyici sermaye gücü orada bulunuyor. Yapılan icatlar bir anda piyasada yerini bulabiliyor. Finanse edildiğinde hem finansmanı sağlayan şirket hem de desteklenen şirket büyüyor. Aslında bu bir kültür meselesi; örneğin, Avrupa'da da böyle bir kültür yok. Risk sermayesine yaklaşım, Türkiye'de ve Avrupa'da daha muhafazakâr. En büyük sorun da bu. Doğru konseptleri destekleyip, firmaların önünü açabileceğiniz finansal imkânlar Türkiye'de kısıtlı. İşin bir de şu yönü var: Teknoparklardaki firmaların güzel icatları var ama büyük piyasalara hitap etmiyor.
|
AYNI VİZYONA
HİZMET ETMELİYİZ |
|
TH: Üniversitelerle ortak çalışmalarınızda nasıl bir vizyon ortaya çıktı?
Yaklaşık üç yıldır teknoloji ile ilgili farklı çalışmalarla uğraştık. Bunun içinde sanayi ve üniversitelerle işbirliği de var. İletişim alanında bazı sorunlar yaşadık, ama özellikle Boğaziçi, ODTÜ ve Bilkent Üniversiteleri ile birçok proje geliştirebildik. YÖK'le yakın bir ilişkimiz olsa, arada önyargı olmasa, işbirliği yaparak Türkiye adına çok iyi işler yapabiliriz. Birlikte yapılacak çok iş var. Sonuçta aynı vizyonu paylaşmamız ve ne yapılacağına beraber karar vermemiz gerekiyor. Nerede hangi tip insana ihtiyaç olduğunu bizler sektörlerle yakın ilişkide olduğumuz için daha iyi biliyoruz. Üniversitelerin de sektörlerden gelen talepler doğrultusunda sahaya uygun insan yetiştirmeye yönelmeleri gerekiyor. Zıtlaşmalar, kutuplaşmalar yerine, ortak bir platformda buluşup sorunları çözmemiz gerek. Ne yazık ki bunu tam başaramadık ama en kısa sürede bunu aşmamız gerektiğine inanıyorum. |
|
TH: Sorun yalnızca icatların yetersiz olması mı?
Teknoloji ihraç edebilmek için de AR-GE yapmak gerekiyor. Bunun yollarını arıyoruz. Bu noktada bazı sektörler öne çıkıyor. Örneğin otomotiv, beyaz eşya ve elektronik sektörlerinde milyarlarca dolarlık ürün ihraç edebilir hale geldik. Ama uzun dönemde Hindistan'ın ve Çin'in ucuz fiyatlarıyla rekabet edemeyiz. Ancak buluşla, yenilikçilikle rekabet etmemiz mümkün.
Örneğin tasarım çok önemli. Fakat insanlara tasarım becerisini dört yıllık üniversitede ve iki yıllık lisansüstü eğitimle veremezsiniz. Daha önce de söz ettiğim gibi insanın bu yeteneğinin anaokulundan itibaren geliştirilmesi gerekir. Bu yüzden eğitim çok önemli. Altyapıyı şimdiden oluşturursak on ya da yirmi yıl sonra Türkiye tasarımda ve tasarımla ilgili sektörlerde söz sahibi olabilir. Göreceli avantajlarını elde eder.
TH: Mevcut koşullar içerisinde girişimciliğin biraz daha ortaya çıkması için ne yapılması gerekiyor?
İki şey yapılmalı: Devletin eğitim alanında üzerine düşenleri yapması gerekiyor. Üniversitelerde öğrencilere mezun olduktan sonra 'Git birinin yanında çalış ya da memur ol' yaklaşımından ziyade, 'Bugüne kadar öğrendiklerinizle yeteneklerinizi bir araya getirip kendi işinizi kurun, bir şeyler üretmeye çalışın' şeklinde yönlendirme yapılmalı.
İşin eğitim, sanayi ve finans boyutları birlikte yürütülmeli.
|