|
|
 |
| |
|
|
THEMA - 9.Sayı
Dünya Bankası Türkiye Temsilcisi Andrew Vorkink
Gençlerin yetenekleri
pazarın ihtiyaçlarından uzak
Yetenek doğuştan gelen, genetik bir özellik midir? Yoksa dış unsurlarla mı gelişir, zenginleşir? Yetenek ekonomisinin bireyleri, nasıl bir ortamda yetişir? Yetenek ekonomisini yetiştiren eğitim sistemi, nasıl bir yapıya sahip olmalıdır? Eğitimciler nasıl bir eğitime tabi tutulmalıdır? Türkiye'nin eğitim sistemi, böyle bir ekonominin güçlü bir üyesi olmamız için gerekli altyapıyı oluşturabiliyor mu? Bugün köklü bir reform yapılması durumunda, etkilerini ne zaman görmeye başlayabiliriz? Bu bize, neleri kaybettirebilir, neleri kazandırabilir?
Dünya Bankası'nın gündeminde, Türkiye'nin yetenek gelişimine yönelik hararetli çalışmalar ve tartışmalar yaşanıyor. Dünya Bankası'nın geçtiğimiz aylarda tamamladığı, THEMA'nın diğer sayfalarında kapsamlı olarak görebileceğiniz "Eğitim Sektörü Çalışması" da bu yönde yapılan önemli çalışmalardan biri.
Dünyanın geleceğinde "stratejik önem taşıyan" Türkiye'de, yeteneğin, özellikle genç nüfusun yeteneğinin gelişimi, kritik bir
değer taşıyor. Kısa ve orta vadede, bu yönde daha fazla somut adım atılması ve köklü bir değişim için harekete geçilmesi konusunda önemli mesajlar var.
|
| "İşsiz insanlarınız gösteriyor ki, Türkiye'nin okulları ve üniversiteleri, gençlerinizi ve Türkiye'yi, dünyadaki değişime hazırlamıyor. Özellikle mezunların sahip olduğu yeteneklerle iş pazarının beklediği yetenekler arasında ciddi boyutta fark var." |
|
Dünya Bankası Türkiye Temsilcisi Andrew Vorkink ile yetenek ekonomisi, Türkiye ve eğitim sistemi üzerine konuştuk.
TH: Bilgi ekonomisinden sonra tartışılmaya başlanan "yetenek ekonomisi"ni nasıl değerlendiriyorsunuz? Geleceğin ekonomisinde "yetenek" ne tür bir anlam ve önem ifade edecek?
Bilgi ekonomisinde zenginlik şu koşullara bağlıdır: Ekonomik gelişim, rekabet gücü, tüketici talep ve isteklerini bilmek, ekonominin
ve pazarın değişimine göre yeni işler/beceriler geliştirebilmek. Bu koşulları yaratan ise bireyler ve yenilikçi yaklaşımla, birlikte öğrenme kültürüyle, zaman içinde yeni bilgileri paylaşabilen, yaratabilen ve uygulayabilen organizasyonlardır. Bilgi ekonomisi organizasyonları, üyelerinin becerilerini ömür boyu artırıp geliştirerek, öğrenme ve iletişim kurmanın önündeki duvarları kaldırarak; yoğun, heterojen ve esnek grup yapılarında insanları bir araya getirerek; sorunları ve hataları birer utanç kaynağı değil, öğrenme fırsatı olarak görerek, tüm çalışanları organizasyonun öngördüğü "büyük fotoğrafın" içinde değerlendirerek; destek ve bilgi sağlayan sosyal sermaye ağını ve ilişkilerini geliştirerek yükseltiyor. Kısacası, yetenek ekonomisi kavramı, bilgi ekonomisinin bireysel ve kurumsal öğrenim boyutuna vurgu yapıyor. Yetenek ekonomisi, aslında öğrenen toplum demek!
|
| "Yetenek ve yetenek gelişimi insanın öğrenmesi, kişisel/profesyonel gelişimi ile ilgilidir. Elbette bu süreçte işleyen genetik temeller var; ancak bütün olarak öğrenme ve gelişime odaklı bir sosyal süreçtir." |
|
TH: Sizce, yeteneğin genetik ile ilişkisi ne düzeyde? Sosyo-ekonomik gelişim, kültür, din, eğitim vs. yetenek gelişiminde ne kadar etkili?
Doğuştan getirdiğimiz yeteneklerimizin çok daha fazlasını yaşarken öğreniyoruz. Yetenek ve yetenek gelişimi insanın öğrenmesi, kişisel/profesyonel gelişimiyle ilgilidir. Elbette bu süreçte işleyen genetik temeller var; ancak bütün olarak öğrenme ve gelişime odaklı bir sosyal süreçtir. Günümüzün rekabet dünyasında, ekonomik yönden başarılı ülkeler, bilgi ve yetenek üzerine kurulu toplumlardan oluşuyor.
TH: Yetenek ve yenilikçiliğin bazı ülkelerde yoğunlaşmış olmasının nedeni ne? Örneğin Avrupa ve Amerika'yı karşılaştırırsak...
Dünya, son 25 yıl içinde çok değişti. Ekonomik başarı, yüzyıllar boyunca, coğrafi konum, fiziksel değerler, siyasi ya da askeri güce bağlıydı. Günümüz dünyasında ise yetenek, bilgi ve yenilik, başarılı ekonomileri diğerlerinden ayırt eder bir noktaya geldi. Neden bazı ülkeler neredeyse aynı şartlardaki diğer bazı ülkelerden daha hızlı büyüyor? Neden bazı ülkeler "bilgi-zengini" de diğerleri "bilgi-fukarası"? Benzer AR-GE yatırımını yapıyorken, neden aynı ülkenin bazı sektörleri daha yenilik odaklı da diğerleri değil? İşte bunlar Dünya Bankası'nda her gün çarpıştığımız gelişim soruları. Cevapların bir kısmı yatırım ortamındaki farklarda ortaya çıkıyor. Bazıları ise tamamen kalite ve bir ülke ya da sektörün eğitim-öğretim içeriğiyle alakalı. Bazıları da ülkede girişimcilik ve yenilikçilik kültürünün var olup olmayışıyla ilişkili.
OECD'ye göre başarılı bilgi ekonomileri dört yenilik kaynağına dayanıyor:
. Bilimsel ve teknik bilgi,
. Kullanıcı ile yapıcı arasındaki yenilikçi etkileşim ve güdüleme,
. Koordine bir sistem içindeki merkezileşmemiş modüler yenilikçi işler,
. Eğitim dâhil olmak üzere, bilgi ve iletişim teknolojilerinin yaygın uygulanışı.
Eğitim açısından baktığımızda, günümüz dünyasının temel meselesi, iyi eğitim alanlar ve alamayanlar arasındaki çatışma. Yetenek ile yenilik yoğunlaşmasındaki farklılaşmanın ve dengesizliğin nedeni de bu. Dünyada eğitime daha fazla önem verilmeye başlandıysa da az gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomilerde işgücü, tarım, aile girişimleri ve kayıt dışı ekonomide yer alıyor. Düşük yetenek seviyesindeki bu ülkeler, yüksek yetenekli "lider" ülkeler için hazırlanan teknolojiye yatırım ve adaptasyonda zorlanıyor.
|
"Bilgi odaklı Türkler, dünyanın herhangi bir ülkesindeki en iyilerle rekabet edebiliyorken birçoğu bunu yapamıyor. 15 yaşındaki Türk gençleriyle diğer ülkelerdeki yaşıtlarını karşılaştırdığımızda sistemin yaratıcı düşünmeyi yok
ettiğini görüyoruz." |
|
|
EĞİTİM, ÖĞRENCİLERİN KAFASINI "OLAY VE
KİŞİ İSİMLERİYLE DOLDURMAK" DEĞİLDİR |
|
TH: Eğitim ve yetenek ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz? Yetenek gelişiminde eğitimin nasıl bir etkisi var?
Öncelikle, eğitimin ne anlama geldiği konusunda hep hata yapıyoruz. Eğitim yalnızca okula gitmek demek değildir. Eğitim ve öğrenmek arasında bir ayrım yapmak gerekir. Eğitim, insana dışarıdan yapılan bir katkıdır. Öğrenmek ise kendin için yaptığın, kazandığın bir şeydir. Bilgi ekonomisi içinde, eğitim reformu, yalnızca eğitim imkânlarından faydalanma olanaklarının artırılması değil, öğrenmenin, öğretmenin ve öğrenimin doğasını değiştirmek ve kalitesini yükseltmek demek. Artık öğretmek ve öğrenmek, yaratıcılığı ve sorun çözme yeteneğini geliştirmeye, yeni teknolojilere ayak uydurmaya, açıklık üzerine odaklanıyor. Bireysel veya çoğul olarak, gelişim ve ilerlemeden öte, sürekli günceli ve yeni olanı yakalamak anlamına geliyor. Dolayısıyla, bence resmi eğitimin de en önemli özelliği, öğrencilerin kafasını olay ve kişilerin isimleriyle doldurmak değil, nasıl düşünüleceğini, bilgiyi nasıl yaratıcı bir şekilde kullanabileceğini göstermek ve öğrenmenin ölene dek süren bir faaliyet olduğunu öğretmek olmalıdır. |
|
TH: Türkiye halkının yetenek potansiyeli ve profili hakkında ne düşünüyorsunuz?
Türkiye çok etkileyici bir ülke. İnsanlar inanılmaz derecede
çok çalışıyor, bu da, hem kendilerinin hem de tanıdıklarının eğitiminin üzerine müthiş artı değer katıyor. Dünyadaki iş pazarı hızla değişiyor. Son 25 yıldır iş hayatında en basitinden en kompleksine kadar bütün yeteneklere ihtiyaç duyuluyor. Ekonominin gelişmesiyle birlikte işverenler hâlihazırda çalışanlardan daha fazla beceri beklentisi içine giriyorlar. "Uzman düşünce" ve "karmaşık ilişki" yeteneklerine olan ihtiyaç artıyor. Bilgi odaklı Türkler, dünyanın herhangi bir ülkesindeki en iyilerle rekabet edebiliyorken birçoğu bunu yapamıyor. 15 yaşındaki Türk gençleriyle diğer ülkelerdeki yaşıtlarını karşılaştırdığımızda sistemin yaratıcı düşünmeyi yok ettiğini görüyoruz.
Dünyada olanlara baktığımızda, Türkiye iki sorunla karşı karşıya: İlki, işçiler AB'nin içinde rekabete hazır mı? İkincisi, Türk eğitim sisteminden mezun olanlar, bugünün ve geleceğin iş pazarına hazırlandı mı? Ne yazık ki, işsiz insanlar gösteriyor ki, Türkiye'nin okulları ve üniversiteleri, gençliği dünyadaki değişime hazırlamıyor. Özellikle, mezunların sahip olduğu yeteneklerle iş pazarının beklediği yetenekler arasında ciddi boyutta farklılıklar var. Bu, en önemlisi olmasa da, lise ve üniversite mezunlarındaki yüksek işsizlik oranının en önemli nedenlerinden biri. Sonuç olarak Türkiye, küresel rekabet için kendi işgücünü daha iyi hazırlamalı.
|
| "Günümüz dünyası hem ekonomik hem de sosyal açıdan hızla değişiyor. İşverenler hem mezunlardan hem de var olan çalışanlarından daha yüksek seviyede beceriler bekliyor. Ülkelerin kendilerine sorması gereken asıl soru kendi işgüçlerini ne kadar iyi yetiştirdikleri." |
|
TH: Dünya Bankası olarak, neden Türkiye'nin eğitim sorunlarıyla bu kadar yakından ilgileniyorsunuz? Bu amaçla son dönemde bir rapor da yayınladınız.
Günümüz dünyası, hem ekonomik hem de sosyal açıdan hızla değişiyor. İşverenler, hem mezunlardan hem de var olan
çalışanlarından daha yüksek seviyede beceriler bekliyor. Ülkelerin kendilerine sormaları gereken asıl soru, kendi işgüçlerini ne kadar iyi yetiştirdikleri. Ülkeler, işgüçleriyle küreselleşen dünya ile rekabete girebileceğinden emin olmalı. Bu anlamda Türkiye'nin karşılaştığı en önemli konu, eğitim. Eğitim sisteminiz AB üyeliğine yardımcı olmaya ve küresel ekonomide başarıyla rekabet etmek için yeterli mi? Türkiye eğer Avrupa ile bütünleşmek ve Avrupa yaşam standartlarını yakalamak istiyorsa, toplumun eğitim kalitesini uluslararası seviyeye çıkarmaya ihtiyacı var. Dünya Bankası olarak, "Eğitim Sektörü Raporu"nda bunun nasıl yapılacağını araştırdık. Bu çalışmada, sorunları ve değişimi bir arada yaşayan Türk eğitim sistemini analiz edip, rekabetçi küresel ekonomi içinde tüm vatandaşlarınızı daha başarılı kılacak reformları tanımladık.
|
"Eğitim açısından baktığımızda, günümüz dünyasının temel meselesi,
iyi eğitim alanlar ile alamayanlar arasındaki çatışma. Yetenek ve
yenilik yoğunlaşmasındaki farklılaşmanın ve dengesizliğin nedeni de bu." |
|
TH: Dünya Bankasına göre Türkiye'nin eğitim sorunları neler?
Türkiye'nin çözmesi gereken dok uz temel eğitim sorunu var:
. AB üyeleri bir kenara, Türkiye ile yakın gelire sahip ülkelere göre okul öncesi eğitim oranınız düşük,
. Lise eğitiminiz Avrupa'dan farklı, mezun oranlarınız düşük,
. Öğrencilerin daha iyi ve yüksek seviyede öğrenim görmeleri gerekiyor,
. Meslek eğitim sistemiz zayıf,
. Lise öğrenim çıktıları için en iyi ölçüm sistemin ne olduğuna karar verilmesi gerekiyor,
. Öğretmenlerin eğitiminde zayıf noktalar var. Uluslararası araştırmalar öğretmen kalitesinin eğitim kalitesini etkileyen en büyük faktör olduğunu ortaya koyuyor. Dolayısıyla öğretmenlerin hizmet öncesi eğitimi ve profesyonel gelişimleri, öğretim
tekniklerini güncelleştirmeleri açısından büyük önem taşıyor,
. Okullarda kaynak, otorite ve otonomi eksikliği var,
. Eğitim giderlerinizin gereğinden fazla olmasının nedeni, harcamaların doğru yapılmıyor olması. Bunun da eğitim sisteminde dengesizliğe ve eşitsizliğe neden oluyor,
. Türkiye'deki işgücünün hayat boyu öğrenme ve gelişim olanaklarının gereken önemi göremiyor.
|
DÜNYA BANKASI EĞİTİM SİSTEMİ
İÇİN TÜRKİYE'YE NE ÖNERİYOR?
|
|
Reform 1/Öğrenciler: Türkiye'nin okul öncesi ve diğer çocukluk dönemi gelişim programlarını artırmaya şiddetle ihtiyacı var. Ayrıca özellikle ülkenin doğu bölgelerinde, kırsal kesimlerde, büyük şehirlerdeki gecekondu bölgelerinde, kız çocukları için ilkokul ve sonrası eğitime devam etme üzerine yürütülen programlar devam ettirilmeli. Dahası, Türkiye'nin 2015 itibariyle orta eğitimde yüzde 85 eğitim seviyesini bütün bölgelerde yakalaması gerekiyor.
Reform 2/Okul kalitesinin arttırılması: Türkiye'nin okul kalite standartları belirlenmeli ve bu tüm okullarda uygulanmalı. Kalite raporunun da halka açıklanması ve standartları tutturan okulların desteklenmesi gerekiyor.
Reform 3/İyi öğrencinin seviyesini yükseltmek için öğrenme ve karar verme yetilerini geliştirme: Dünya Bankası bu konuda birçok öneride bulunuyor: Öğrenme standartlarına göre hazırlanmış yeni müfredat, öğrencinin öğrenmesini düzenli olarak ölçen değerlendirme araçlarının geliştirilmesi, okul müdürleri ve öğretmenlerin bu değerlendirmeleri uygulamayı bilmeleri (ki öğretme stratejilerini buna göre ayarlayabilsinler), öğretmen eğitimi için yeni müfredat, öğrenim standartları ve farklı öğrenci tiplerine yardımcı olabilecek stratejiler kapsamında geliştirilmeli. Bu da MEB ile YÖK arasında yeni bir koordinasyonun kurulmasını gerekli kılıyor.
Reform 4/Kaliteli eğitime erişim: Bütün lise öğrencilerinin özellikle öğretmenlerinden destek görmeye ve hem akademik hem de yeteneklerini uygulayacakları alanlarda kendilerini geliştirme hakları olmalı. Mesleki ve genel lise eğitimi arasındaki keskin ayrımlar azaltılmalı. Dört yıllık üniversite eğitimi için de alternatifler çoğaltılmalı.
Reform 5/İlk ve orta dereceli okulların sonunda yapılan sınavlar, temel becerileri ve okulda öğrenilen bilgileri geliştirmeye odaklanmalı:
Orta dereceli okullarda ise üniversiteye giriş sınavı öğrencinin okul yaşamı boyunca neler öğrendiğini, öğrendiklerini nasıl ve ne kadar kullanabildiğini ve yeteneklerini ne denli uygulayabildiklerini ölçmeye yönelik olmalı.
Reform 6/Okullar ve üniversiteler için daha fazla otonomi: Okullar, uygun desteklerle, kendi stratejilerini oluşturabilmeli. Okulların ayrıca kaynak edinmeye ve onları kendi ihtiyaçlarına göre yönetmeye ihtiyaçları var.
Reform 7/Okulların finansmanı: Kamusal ve özel kaynaklar kaliteyi yükseltmek ve okullar arası dengesizliği ortadan kaldırmak için özenli kullanılmalı. Özellikle lise sonrası eğitim ve öğretim sektörü özel sektöre daha iyi tanıtılmalı.
Reform 8/Hayat boyu öğrenim sayesinde, yeteneği, değişen işgücü isteklerine uygun hale getirmek: İşverenlerle eğitim kurumları arasında işbirliği kurulmalı. Devlet, hayat boyu öğrenime öncelik vermeli.
Dünya Bankası'na göre, Türkiye'nin gelecek 5, 10 ya da 15 yıl içinde bu reformların faydasını görmek için şimdi harekete geçmesi gerekiyor. Eğitim sistemini reformu konusunda ulusal fikir birliği bir an evvel oluşturulmalı. Devletin bu fikir birliğini oluşturmadaki rolü anahtar pozisyonda. Dünya Bankası ayrıca yükseköğrenim konusunda MEB, YÖK ve ÖSYM ile de birlikte çalışıyor. |
|
|
| |
|
Dünya Bankası Türkiye Temsilcisi Andrew Vorkink
Gençlerin yetenekleri
pazarın ihtiyaçlarından uzak
Yetenek doğuştan gelen, genetik bir özellik midir? Yoksa dış unsurlarla mı gelişir, zenginleşir? Yetenek ekonomisinin bireyleri, nasıl bir ortamda yetişir? Yetenek ekonomisini yetiştiren eğitim sistemi, nasıl bir yapıya sahip olmalıdır? Eğitimciler nasıl bir eğitime tabi tutulmalıdır? Türkiye'nin eğitim sistemi, böyle bir ekonominin güçlü bir üyesi olmamız için gerekli altyapıyı oluşturabiliyor mu? Bugün köklü bir reform yapılması durumunda, etkilerini ne zaman görmeye başlayabiliriz? Bu bize, neleri kaybettirebilir, neleri kazandırabilir?
Dünya Bankası'nın gündeminde, Türkiye'nin yetenek gelişimine yönelik hararetli çalışmalar ve tartışmalar yaşanıyor. Dünya Bankası'nın geçtiğimiz aylarda tamamladığı, THEMA'nın diğer sayfalarında kapsamlı olarak görebileceğiniz "Eğitim Sektörü Çalışması" da bu yönde yapılan önemli çalışmalardan biri.
Dünyanın geleceğinde "stratejik önem taşıyan" Türkiye'de, yeteneğin, özellikle genç nüfusun yeteneğinin gelişimi, kritik bir
değer taşıyor. Kısa ve orta vadede, bu yönde daha fazla somut adım atılması ve köklü bir değişim için harekete geçilmesi konusunda önemli mesajlar var.
|
| "İşsiz insanlarınız gösteriyor ki, Türkiye'nin okulları ve üniversiteleri, gençlerinizi ve Türkiye'yi, dünyadaki değişime hazırlamıyor. Özellikle mezunların sahip olduğu yeteneklerle iş pazarının beklediği yetenekler arasında ciddi boyutta fark var." |
|
Dünya Bankası Türkiye Temsilcisi Andrew Vorkink ile yetenek ekonomisi, Türkiye ve eğitim sistemi üzerine konuştuk.
TH: Bilgi ekonomisinden sonra tartışılmaya başlanan "yetenek ekonomisi"ni nasıl değerlendiriyorsunuz? Geleceğin ekonomisinde "yetenek" ne tür bir anlam ve önem ifade edecek?
Bilgi ekonomisinde zenginlik şu koşullara bağlıdır: Ekonomik gelişim, rekabet gücü, tüketici talep ve isteklerini bilmek, ekonominin
ve pazarın değişimine göre yeni işler/beceriler geliştirebilmek. Bu koşulları yaratan ise bireyler ve yenilikçi yaklaşımla, birlikte öğrenme kültürüyle, zaman içinde yeni bilgileri paylaşabilen, yaratabilen ve uygulayabilen organizasyonlardır. Bilgi ekonomisi organizasyonları, üyelerinin becerilerini ömür boyu artırıp geliştirerek, öğrenme ve iletişim kurmanın önündeki duvarları kaldırarak; yoğun, heterojen ve esnek grup yapılarında insanları bir araya getirerek; sorunları ve hataları birer utanç kaynağı değil, öğrenme fırsatı olarak görerek, tüm çalışanları organizasyonun öngördüğü "büyük fotoğrafın" içinde değerlendirerek; destek ve bilgi sağlayan sosyal sermaye ağını ve ilişkilerini geliştirerek yükseltiyor. Kısacası, yetenek ekonomisi kavramı, bilgi ekonomisinin bireysel ve kurumsal öğrenim boyutuna vurgu yapıyor. Yetenek ekonomisi, aslında öğrenen toplum demek!
|
| "Yetenek ve yetenek gelişimi insanın öğrenmesi, kişisel/profesyonel gelişimi ile ilgilidir. Elbette bu süreçte işleyen genetik temeller var; ancak bütün olarak öğrenme ve gelişime odaklı bir sosyal süreçtir." |
|
TH: Sizce, yeteneğin genetik ile ilişkisi ne düzeyde? Sosyo-ekonomik gelişim, kültür, din, eğitim vs. yetenek gelişiminde ne kadar etkili?
Doğuştan getirdiğimiz yeteneklerimizin çok daha fazlasını yaşarken öğreniyoruz. Yetenek ve yetenek gelişimi insanın öğrenmesi, kişisel/profesyonel gelişimiyle ilgilidir. Elbette bu süreçte işleyen genetik temeller var; ancak bütün olarak öğrenme ve gelişime odaklı bir sosyal süreçtir. Günümüzün rekabet dünyasında, ekonomik yönden başarılı ülkeler, bilgi ve yetenek üzerine kurulu toplumlardan oluşuyor.
TH: Yetenek ve yenilikçiliğin bazı ülkelerde yoğunlaşmış olmasının nedeni ne? Örneğin Avrupa ve Amerika'yı karşılaştırırsak...
Dünya, son 25 yıl içinde çok değişti. Ekonomik başarı, yüzyıllar boyunca, coğrafi konum, fiziksel değerler, siyasi ya da askeri güce bağlıydı. Günümüz dünyasında ise yetenek, bilgi ve yenilik, başarılı ekonomileri diğerlerinden ayırt eder bir noktaya geldi. Neden bazı ülkeler neredeyse aynı şartlardaki diğer bazı ülkelerden daha hızlı büyüyor? Neden bazı ülkeler "bilgi-zengini" de diğerleri "bilgi-fukarası"? Benzer AR-GE yatırımını yapıyorken, neden aynı ülkenin bazı sektörleri daha yenilik odaklı da diğerleri değil? İşte bunlar Dünya Bankası'nda her gün çarpıştığımız gelişim soruları. Cevapların bir kısmı yatırım ortamındaki farklarda ortaya çıkıyor. Bazıları ise tamamen kalite ve bir ülke ya da sektörün eğitim-öğretim içeriğiyle alakalı. Bazıları da ülkede girişimcilik ve yenilikçilik kültürünün var olup olmayışıyla ilişkili.
OECD'ye göre başarılı bilgi ekonomileri dört yenilik kaynağına dayanıyor:
. Bilimsel ve teknik bilgi,
. Kullanıcı ile yapıcı arasındaki yenilikçi etkileşim ve güdüleme,
. Koordine bir sistem içindeki merkezileşmemiş modüler yenilikçi işler,
. Eğitim dâhil olmak üzere, bilgi ve iletişim teknolojilerinin yaygın uygulanışı.
Eğitim açısından baktığımızda, günümüz dünyasının temel meselesi, iyi eğitim alanlar ve alamayanlar arasındaki çatışma. Yetenek ile yenilik yoğunlaşmasındaki farklılaşmanın ve dengesizliğin nedeni de bu. Dünyada eğitime daha fazla önem verilmeye başlandıysa da az gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomilerde işgücü, tarım, aile girişimleri ve kayıt dışı ekonomide yer alıyor. Düşük yetenek seviyesindeki bu ülkeler, yüksek yetenekli "lider" ülkeler için hazırlanan teknolojiye yatırım ve adaptasyonda zorlanıyor.
|
"Bilgi odaklı Türkler, dünyanın herhangi bir ülkesindeki en iyilerle rekabet edebiliyorken birçoğu bunu yapamıyor. 15 yaşındaki Türk gençleriyle diğer ülkelerdeki yaşıtlarını karşılaştırdığımızda sistemin yaratıcı düşünmeyi yok
ettiğini görüyoruz." |
|
|
EĞİTİM, ÖĞRENCİLERİN KAFASINI "OLAY VE
KİŞİ İSİMLERİYLE DOLDURMAK" DEĞİLDİR |
|
TH: Eğitim ve yetenek ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz? Yetenek gelişiminde eğitimin nasıl bir etkisi var?
Öncelikle, eğitimin ne anlama geldiği konusunda hep hata yapıyoruz. Eğitim yalnızca okula gitmek demek değildir. Eğitim ve öğrenmek arasında bir ayrım yapmak gerekir. Eğitim, insana dışarıdan yapılan bir katkıdır. Öğrenmek ise kendin için yaptığın, kazandığın bir şeydir. Bilgi ekonomisi içinde, eğitim reformu, yalnızca eğitim imkânlarından faydalanma olanaklarının artırılması değil, öğrenmenin, öğretmenin ve öğrenimin doğasını değiştirmek ve kalitesini yükseltmek demek. Artık öğretmek ve öğrenmek, yaratıcılığı ve sorun çözme yeteneğini geliştirmeye, yeni teknolojilere ayak uydurmaya, açıklık üzerine odaklanıyor. Bireysel veya çoğul olarak, gelişim ve ilerlemeden öte, sürekli günceli ve yeni olanı yakalamak anlamına geliyor. Dolayısıyla, bence resmi eğitimin de en önemli özelliği, öğrencilerin kafasını olay ve kişilerin isimleriyle doldurmak değil, nasıl düşünüleceğini, bilgiyi nasıl yaratıcı bir şekilde kullanabileceğini göstermek ve öğrenmenin ölene dek süren bir faaliyet olduğunu öğretmek olmalıdır. |
|
TH: Türkiye halkının yetenek potansiyeli ve profili hakkında ne düşünüyorsunuz?
Türkiye çok etkileyici bir ülke. İnsanlar inanılmaz derecede
çok çalışıyor, bu da, hem kendilerinin hem de tanıdıklarının eğitiminin üzerine müthiş artı değer katıyor. Dünyadaki iş pazarı hızla değişiyor. Son 25 yıldır iş hayatında en basitinden en kompleksine kadar bütün yeteneklere ihtiyaç duyuluyor. Ekonominin gelişmesiyle birlikte işverenler hâlihazırda çalışanlardan daha fazla beceri beklentisi içine giriyorlar. "Uzman düşünce" ve "karmaşık ilişki" yeteneklerine olan ihtiyaç artıyor. Bilgi odaklı Türkler, dünyanın herhangi bir ülkesindeki en iyilerle rekabet edebiliyorken birçoğu bunu yapamıyor. 15 yaşındaki Türk gençleriyle diğer ülkelerdeki yaşıtlarını karşılaştırdığımızda sistemin yaratıcı düşünmeyi yok ettiğini görüyoruz.
Dünyada olanlara baktığımızda, Türkiye iki sorunla karşı karşıya: İlki, işçiler AB'nin içinde rekabete hazır mı? İkincisi, Türk eğitim sisteminden mezun olanlar, bugünün ve geleceğin iş pazarına hazırlandı mı? Ne yazık ki, işsiz insanlar gösteriyor ki, Türkiye'nin okulları ve üniversiteleri, gençliği dünyadaki değişime hazırlamıyor. Özellikle, mezunların sahip olduğu yeteneklerle iş pazarının beklediği yetenekler arasında ciddi boyutta farklılıklar var. Bu, en önemlisi olmasa da, lise ve üniversite mezunlarındaki yüksek işsizlik oranının en önemli nedenlerinden biri. Sonuç olarak Türkiye, küresel rekabet için kendi işgücünü daha iyi hazırlamalı.
|
| "Günümüz dünyası hem ekonomik hem de sosyal açıdan hızla değişiyor. İşverenler hem mezunlardan hem de var olan çalışanlarından daha yüksek seviyede beceriler bekliyor. Ülkelerin kendilerine sorması gereken asıl soru kendi işgüçlerini ne kadar iyi yetiştirdikleri." |
|
TH: Dünya Bankası olarak, neden Türkiye'nin eğitim sorunlarıyla bu kadar yakından ilgileniyorsunuz? Bu amaçla son dönemde bir rapor da yayınladınız.
Günümüz dünyası, hem ekonomik hem de sosyal açıdan hızla değişiyor. İşverenler, hem mezunlardan hem de var olan
çalışanlarından daha yüksek seviyede beceriler bekliyor. Ülkelerin kendilerine sormaları gereken asıl soru, kendi işgüçlerini ne kadar iyi yetiştirdikleri. Ülkeler, işgüçleriyle küreselleşen dünya ile rekabete girebileceğinden emin olmalı. Bu anlamda Türkiye'nin karşılaştığı en önemli konu, eğitim. Eğitim sisteminiz AB üyeliğine yardımcı olmaya ve küresel ekonomide başarıyla rekabet etmek için yeterli mi? Türkiye eğer Avrupa ile bütünleşmek ve Avrupa yaşam standartlarını yakalamak istiyorsa, toplumun eğitim kalitesini uluslararası seviyeye çıkarmaya ihtiyacı var. Dünya Bankası olarak, "Eğitim Sektörü Raporu"nda bunun nasıl yapılacağını araştırdık. Bu çalışmada, sorunları ve değişimi bir arada yaşayan Türk eğitim sistemini analiz edip, rekabetçi küresel ekonomi içinde tüm vatandaşlarınızı daha başarılı kılacak reformları tanımladık.
|
"Eğitim açısından baktığımızda, günümüz dünyasının temel meselesi,
iyi eğitim alanlar ile alamayanlar arasındaki çatışma. Yetenek ve
yenilik yoğunlaşmasındaki farklılaşmanın ve dengesizliğin nedeni de bu." |
|
TH: Dünya Bankasına göre Türkiye'nin eğitim sorunları neler?
Türkiye'nin çözmesi gereken dok uz temel eğitim sorunu var:
. AB üyeleri bir kenara, Türkiye ile yakın gelire sahip ülkelere göre okul öncesi eğitim oranınız düşük,
. Lise eğitiminiz Avrupa'dan farklı, mezun oranlarınız düşük,
. Öğrencilerin daha iyi ve yüksek seviyede öğrenim görmeleri gerekiyor,
. Meslek eğitim sistemiz zayıf,
. Lise öğrenim çıktıları için en iyi ölçüm sistemin ne olduğuna karar verilmesi gerekiyor,
. Öğretmenlerin eğitiminde zayıf noktalar var. Uluslararası araştırmalar öğretmen kalitesinin eğitim kalitesini etkileyen en büyük faktör olduğunu ortaya koyuyor. Dolayısıyla öğretmenlerin hizmet öncesi eğitimi ve profesyonel gelişimleri, öğretim
tekniklerini güncelleştirmeleri açısından büyük önem taşıyor,
. Okullarda kaynak, otorite ve otonomi eksikliği var,
. Eğitim giderlerinizin gereğinden fazla olmasının nedeni, harcamaların doğru yapılmıyor olması. Bunun da eğitim sisteminde dengesizliğe ve eşitsizliğe neden oluyor,
. Türkiye'deki işgücünün hayat boyu öğrenme ve gelişim olanaklarının gereken önemi göremiyor.
|
DÜNYA BANKASI EĞİTİM SİSTEMİ
İÇİN TÜRKİYE'YE NE ÖNERİYOR?
|
|
Reform 1/Öğrenciler: Türkiye'nin okul öncesi ve diğer çocukluk dönemi gelişim programlarını artırmaya şiddetle ihtiyacı var. Ayrıca özellikle ülkenin doğu bölgelerinde, kırsal kesimlerde, büyük şehirlerdeki gecekondu bölgelerinde, kız çocukları için ilkokul ve sonrası eğitime devam etme üzerine yürütülen programlar devam ettirilmeli. Dahası, Türkiye'nin 2015 itibariyle orta eğitimde yüzde 85 eğitim seviyesini bütün bölgelerde yakalaması gerekiyor.
Reform 2/Okul kalitesinin arttırılması: Türkiye'nin okul kalite standartları belirlenmeli ve bu tüm okullarda uygulanmalı. Kalite raporunun da halka açıklanması ve standartları tutturan okulların desteklenmesi gerekiyor.
Reform 3/İyi öğrencinin seviyesini yükseltmek için öğrenme ve karar verme yetilerini geliştirme: Dünya Bankası bu konuda birçok öneride bulunuyor: Öğrenme standartlarına göre hazırlanmış yeni müfredat, öğrencinin öğrenmesini düzenli olarak ölçen değerlendirme araçlarının geliştirilmesi, okul müdürleri ve öğretmenlerin bu değerlendirmeleri uygulamayı bilmeleri (ki öğretme stratejilerini buna göre ayarlayabilsinler), öğretmen eğitimi için yeni müfredat, öğrenim standartları ve farklı öğrenci tiplerine yardımcı olabilecek stratejiler kapsamında geliştirilmeli. Bu da MEB ile YÖK arasında yeni bir koordinasyonun kurulmasını gerekli kılıyor.
Reform 4/Kaliteli eğitime erişim: Bütün lise öğrencilerinin özellikle öğretmenlerinden destek görmeye ve hem akademik hem de yeteneklerini uygulayacakları alanlarda kendilerini geliştirme hakları olmalı. Mesleki ve genel lise eğitimi arasındaki keskin ayrımlar azaltılmalı. Dört yıllık üniversite eğitimi için de alternatifler çoğaltılmalı.
Reform 5/İlk ve orta dereceli okulların sonunda yapılan sınavlar, temel becerileri ve okulda öğrenilen bilgileri geliştirmeye odaklanmalı:
Orta dereceli okullarda ise üniversiteye giriş sınavı öğrencinin okul yaşamı boyunca neler öğrendiğini, öğrendiklerini nasıl ve ne kadar kullanabildiğini ve yeteneklerini ne denli uygulayabildiklerini ölçmeye yönelik olmalı.
Reform 6/Okullar ve üniversiteler için daha fazla otonomi: Okullar, uygun desteklerle, kendi stratejilerini oluşturabilmeli. Okulların ayrıca kaynak edinmeye ve onları kendi ihtiyaçlarına göre yönetmeye ihtiyaçları var.
Reform 7/Okulların finansmanı: Kamusal ve özel kaynaklar kaliteyi yükseltmek ve okullar arası dengesizliği ortadan kaldırmak için özenli kullanılmalı. Özellikle lise sonrası eğitim ve öğretim sektörü özel sektöre daha iyi tanıtılmalı.
Reform 8/Hayat boyu öğrenim sayesinde, yeteneği, değişen işgücü isteklerine uygun hale getirmek: İşverenlerle eğitim kurumları arasında işbirliği kurulmalı. Devlet, hayat boyu öğrenime öncelik vermeli.
Dünya Bankası'na göre, Türkiye'nin gelecek 5, 10 ya da 15 yıl içinde bu reformların faydasını görmek için şimdi harekete geçmesi gerekiyor. Eğitim sistemini reformu konusunda ulusal fikir birliği bir an evvel oluşturulmalı. Devletin bu fikir birliğini oluşturmadaki rolü anahtar pozisyonda. Dünya Bankası ayrıca yükseköğrenim konusunda MEB, YÖK ve ÖSYM ile de birlikte çalışıyor. |
|
|
| |
|
|
|
|