Nicholson International Türkiye Yönetici Ortağı Tim Bright

Yabancı sermayeli şirketler Türk yöneticilerle çalışmak istiyor

TimTim Bright, Türkiye'de özellikle yabancı şirketler ve tepe yöneticiler arasında iyi bilinen bir isim. Üst düzey yönetici seçme ve yerleştirme, insan kaynakları danışmanlığı ve farklı kültürlerle çalışma konusunda hizmet veren Nicholson International'ın Türkiye ortağı, aynı zamanda 'aranan' bir yönetici koçu.
İngiliz asıllı Bright, kısa aralıklarla ayrı kalsa da, 1991'den bu yana Türkiye'de yaşıyor. Türkçe'yi kendi kendine öğrenmiş ve neredeyse bir Türk kadar iyi konuşuyor. Liseyi İngiltere'de okumuş. 17-18 yaşlarında engelli çocuklara eğitim verilen bir okulda 'sosyal işçi' olarak çalışmaya başlamış. Uluslararası değişim programıyla gittiği Almanya'da, sekiz ay bir huzurevinde çalışmış. Üniversite eğitimini İskoçya'da tamamlamış. Sinema, televizyon ve felsefe bölümlerinde çift anadal yapmış.
Türkiye'ye, 1991'de Körfez Savaşı'nın başlamasından bir gün önce, altı aylığına gelmiş. Emlakbank, Pamukbank, Yapı Kredi ve Garanti Bankası'na eğitim danışmanlığı yapmış. 1995'te Türkiye'ye gelen ilk uluslararası danışmanlık şirketi Nicholson International'da çalışmaya başlamış.

1996'da ülke müdürü ve İsrail bölge müdürü olmuş. Şirketin büyümesiyle birlikte üst düzey yöneticilere yönelik seçme ve değerlendirme, insan kaynakları danışmanlığı ve koçluk hizmetleri vermeye başlamış.
1998'de Nicholson'ın Asya Pasifik Ofisi'nin sorumlu yöneticiliğine getirilmiş. Hong Kong'a yerleşmiş. İki yılda Çin konusunda uzmanlaşmış. 2000'de şirket ABD'de yatırım yapınca New York ofisinin başına geçmiş. 2003'te Türkiye ofisinden ortaklık teklifi gelince çok mutlu olup Türkiye'ye dönmüş. Türkiye'de kalma nedeni ise, 'hızlı değişim, Akdeniz kültürü, tarih ve Boğaz'.

Türkiye'deki değişimi 15 yıldır bire bir yaşayan, içerde yaşayıp, dışarıdan biri gibi gözlemleyen, yabancı sermayeli şirketlerle doğrudan çalışan Bright'la 'Türkiye'yi, yabancı sermayeyi, yabancı yöneticileri ve farklı kültürlerin bir arada çalışma şekillerini' konuştuk.

TH: Yabancı yöneticiler Türkiye'ye geldikleri zaman nedüşünüyor, aradıkları şeyleri bulabiliyorlar mı?

Türkiye'ye gelen yabancılar gelmeden önce ülke hakkında fazla bilgi sahibi olmuyor. Bu nedenle iyi ya da kötü beklentilerinin olduğunu söyleyemem. Ancak genellikle geldikten sonra çok mutlu oluyor, Türkiye'den memnun kalıyorlar. Genellikle insan kaynaklarını çok kaliteli buluyorlar. Hatta bazıları beklentilerinden daha iyisiyle karşılaşıyor.
Çünkü Türkiye'nin potansiyeli çok yüksek. Müşterimiz olan şirketlerin yöneticilerinin birçoğu, farklı ülkelerde çalışma deneyimine sahip. Örneğin farklı ülkelerde çalışma tecrübesi olan, yabancı bir finans direktörü bana şunu söylemişti: 'En iyi takımım Türkiye'deydi.' Elbette şikayetleri de var. Ancak hiçbir yerde her şeyin mükemmel olması mümkün değildir.
TH: Türkiye'ye yabancı sermaye geldikçe, bu şirketlerin yurtdışından yönetici ve eleman transferi yapacağı düşünülüyor. Sizce böyle bir şey olabilir mi?
Zannetmiyorum. Yabancılar Türkiye'ye daha çok üst düzey yönetici düzeyinde geliyor. Ama çoğu yabancı sermayeli şirket Türk yöneticilerle çalışmak istiyor. Bunun en önemli nedeni, yöneticinin piyasayı ve Türk insanını tanımasının gerekli olması. Bir yabancının da bunu hemen öğrenmesi çok kolay değildir. Sonuçta Türk yöneticiler zaten kaliteli olduğundan tercih çoğu zaman bu yönde kullanılıyor. İkinci neden olarak, 'yabancıların daha pahalıya gelmesini' söyleyebiliriz. Çünkü yönetici başka bir ülkeye gönderildiğinde, çocuklarının okul masrafları, ev kirası vb. masrafları da ödenir. Örneğin Çin'de yabancı yöneticilerin şirkete toplam maliyeti (vergi, ev, maaş, sigorta, her şey dahil) yıllık 300-400 bin dolar arasında değişiyor. Müşterimin olan şirketlerden birinde, 120 yabancı vardı. Yani toplamda yabancıların maliyeti çok yüksekti. Dolayısıyla Türkiye'ye gelen yabancı sermayeli şirketlerin tüm yönetici ya da çalışanlarını yurtdışından getirmeleri şeklinde bir durum söz konusu olamaz. Bunun yanında Türk yöneticiler zaten yurtdışına gidiyor ve daha fazla gitmeliler. Çok başarılı örnekler var.

TH: Türk ve yabancı yöneticiler arasında, sistem, kültür ve anlayış farkı olduğu, bunun sorun yarattığı söylenir. Sizce de öyle mi?
Bunların hepsi genelleme. Her ülkeden, her tip yönetici bulabilirsiniz. Öte yandan Türkiye için özel bir durum söz konusu. Çok büyük bir ülke, kültür çeşitliliği var. Avrupa'daki ülkelerle karşılaştırdığınızda Türkiye'yi üç ayrı ülke olarak düşünebiliyorsunuz. Birinci grupta İzmir, Ankara ve  İstanbul var. İkinci grupta Adana, Kayseri, Bursa, Trabzon, Samsun vs. gibi diğer büyük şehirler bulunuyor. Onlar da ayrı bir kültür. Üçüncü grupta ise diğer bölgeler yer alıyor. Örneğin ben size 'Türk yöneticiler nasıl' diye sorsam, Samsun, İstanbul ve Hakkari'den üç yönetici için genelleme yapabilir misiniz? Bu konu buraya gelen yabancı yöneticiler için çok dikkat edilmesi gereken bir durum. Örneğin İstanbul'da doğup, yurtdışında okumuş, ardından ABD'de iki-üç  yıl kalıp dönmüş birini düşünün. Yaşamını Türkiye'de geçirmiş biriyle aynı anlayışta olabilir mi? Elbette kültürler çok farklı olur. Bazı Amerikalı yöneticiler bana 'Türk yöneticiler şu konuda nasıl?' diye soruyor. Ben de onlara 'Peki, Amerikalı yöneticiler nasıl?' diye soruyorum. 'Değişiyor'
diyorlar. Aynı şekilde 'O zaman Türkiye'de de değişiyor' diyorum.

TH: Peki bu durum ilişkileri nasıl etkiliyor?
Buraya gelen yabancı yatırımcılar Türkiye İstanbul, Ankara, İzmir'den ibaret sayıyorlar. Bunu 72 milyonla çarpıp iş planı hazırlıyorlar. Tabii ki öyle değil. Ancak genel olarak bakacak olursak, Türk yöneticilerinde ve Türk şirketlerinde çok fazla hiyerarşik yapı var. Türkiye'de patron ve alt eleman arasında büyük mesafe var. Patronlar çok fazla geri bildirim beklemiyor ve karşı tarafa da vermiyor. Tepe yönetimle çalışanlar arasında fazla iletişim olmuyor. Örneğin buradaki yabancı arkadaşlar bana, 'Ben elemanlara olumlu geri bildirim veriyorum, onları desteklemek istiyorum' diyor. Bazı Türk elemanlar bu duruma alışık değil. Çünkü Türk yöneticiler alt elemandan kritik beklemiyor. Türkiye'de olumsuz geri bildirim de pek verilmiyor.

TH: Türkiye'ye gelen yabancı yöneticilere ne tür oryan-tasyonlar verilmeli?
Kültür konusuna önem vermek gerek. Örneğin biz buraya gelen yabancı yöneticilere Türk kültürü hakkında bir-iki günlük eğitim veriyoruz. Bence şu an piyasalardaki satın almalarda en önemli konu budur. Yabancılar buraya gelip Türk yöneticilerle İngilizce konuşabiliyor. Aynı TV programlarını, filmleri izliyor, spor hakkında konuşabiliyorlar. Bundan yola çıkarak 'Biz aynıyız' diye düşünüyor ama çok yanılıyorlar. Kültür yapılarında çok büyük farklılık var.

TH: Çalışma anlayışı açısından, Türkiye'nin en avantajlı yönlerinin neler olduğunu düşünüyorsunuz?
Türk profesyonelleri genellikle çok çalışkan, esnek ve işe ciddi yaklaşıyorlar. Örneğin bir kriz olduğunda, bütçe dönemlerinde, ürün lansmanlarında vs. tüm şirket 24 saat çalışabiliyor, çok fedakarlar. Yabancı yöneticilerin bunun farkında ve takdir ediyorlar. Türk çalışma tarzında, örneğin yeni bir bütçe hazırlanacak ya da ürün lansmanı yapılacaksa ve bunlar için çok çalışmak gerekiyorsa, çalışılıyor. Öte yandan Türk yöneticiler genellikle kendilerini çok iyi geliştirmek, bunu sürekli kılmak  istiyor. Sürekli kitap, dergi okuyor, kurslara gidiyor, konferanslara katılıyorlar. Değişime iyi uyum sağlıyorlar. Değişimden rahatsız olmuyor, her ortama hızla ayak uyduruyorlar. Kriz dönemlerinde hızlı karar veriyorlar. Farklı kültürlerle çalışmaya alışıklar ve yabancı dili iyi kullanıyorlar. Buradaki bir başka önemli özellik, Türk kadın yöneticilerin genellikle çok iyi ve başarılı olmaları. İş dünyasında da kadınlara dönük çok fazla ön yargı yok. Bence Türkiye'deki başarılı kadın yöneticilerin sayısı Avrupa ya da Amerika'ya göre çok daha fazla. Küreselleşen iş dünyasında, değişime uyum, esneklik, gelişime açık olmak ve farklı kültürlerle çalışabilmek önem kazandı. Türk yöneticilerin pek çoğunun bu özelliklere sahip olmaları küresel iş piyasasında büyük avantaj sağlıyor.

TH: Peki burada karşılaştıkları zorluklar neler?
Ekonomide devletin rolü hala çok büyük. Bu durum yabancı yöneticileri de şirketleri de zorluyor. Bürokrasi çok fazla. Bazı yasalar net değil, bu nedenle net yanıtlar verilemiyor. Türkiye'de iş yapmak pahalıya geliyor. Örneğin arsalar çok pahalı. Bu durum özellikle perakende sektöründe çalışmak isteyenleri engelliyor. Ayrıca bazı alanlarda üst düzey yöneticiler pahalı. Örneğin bir satış direktörü arıyorsunuz, Almanya'daki satış direktöründen daha fazla maaş vermek durumundasınız. Almanya'daki iş belki de Türkiye'dekinden beş kat büyük ama bu maaşı vermek zorunda kalıyorsunuz. O yüzden Türkiye'de iş yapmak oldukça pahalı oluyor.

TH: Biz onlardan neler kazanabiliriz?
Türkiye'ye gelen büyük şirketler hem yeni teknolojiyi hem de bazı yönetim yaklaşımlarını getiriyor. Rekabet ortamı güçleniyor. Türkiye'nin başka ülkelerle rekabet etmesi için bu bir gereklilik. 80'lerde Türkiye'ye ithalat yapmak zordu, 90'larda faiz ve enflasyon çok yüksekti. Sermayesi olan için para kazanmak çok zor değildi. O dönem bitti. Değer katmak için gerçekten çalışmamız gerekiyor. Aksi taktirde ayakta kalmak mümkün değil. Bu bazı kurumlar ve yöneticiler için zorluk getiriyor ama ülke için çok büyük avantaj. Çünkü ülken değer kazanıyor ve güçlenen şirketler dünya çapında rekabet edebiliyor. O yüzden ne kadar yabancı sermaye gelirse Türkiye için o kadar iyidir. Bunun yanında kültürel entegrasyon
konusu da iyi gidiyor ve gitmeye de devam edecek.

TH: Her zaman Türkiye'nin coğrafi avantajlarından söz edilir. Sizce bu durum yabancı sermaye açısından bize ne katıyor?
Türkiye coğrafi ve tarihi açıdan kritik bir noktada. Bu durumda İstanbul çok önemli bir rol oynuyor. Türkiye'nin en büyük değeri bölgesel merkez olmak. Gerçekten lider bir ülke olabilirsiniz. Coca-Cola bu yüzden Ortadoğu ve Avrasya'daki 36 ülkeyi buradan yönetiyor. Microsoft da aynı şekilde, benzed bir bölgeyi Türkiye'den yönetiyor. Türk yöneticileri de bu bölgeyi çok iyi yönetebilecek kapasitede.

TH: Türk futbol takımlarından tuttuğunuz biri var mı?
Beşiktaş'ı tutuyorum. İlk geldiğimde Maslak'ta çalışıyordum ve işe giderken Beşiktaş'tan geçiyordum. Beşiktaş ilk öğrendiğim kelimelerden bir tanesi. Öyle bir takım olduğunu duyunca Beşiktaşlı oldum.

TH: Türkiye'ye ilk geldiğinizde sizi şaşırtan bir olay yaşadınız mı? Buradaki yaşamda sizi en çok etkileyenler neler?
Ben hafta sonları iki köprü arasında koşuyordum. İnsanlar birisini koşarken görmeye alışık değillerdi. Beni görünce çok şaşırırlardı, tuhaf bakarlardı. Bir de ikinci köprünün bitiminde, lüks bir yerde at arabasıyla karpuz satan bir adam görmüştüm. Lüks apartmanların altında 'Karpuz, karpuuuuuz' diye bağırıyordu ve kadınlar gelip pazarlık yapıyordu. Hatta aşağı sepetler sarkıtılıyordu. Bu da çok güzeldi. Ben Arnavutköy'de oturuyorum.
Oturduğum sokakta tam bir köy havası ve Anadolu kültürü var. Orayı çok seviyorum. Camdan bakıp denizdeki yunusları görmek heyecan veriyor. Sokakta tanınıyor olmam ve insanların ben geçerken gülümsemeleri, sıcak bir ortam olması çok hoşuma gidiyor. Türkiye içinde seyahat etmeyi çok seviyorum. Kaçkar dağlarında treking yaptık, Suriye'ye trenle gittik. Bunlar çok heyecan vericiydi. Yabancılar gittikleri ülkeyi yerlilerden daha iyi biliyor, çünkü meraklılar, araştırıyorlar.

TH: Bir röportajınızda Türk yöneticilerin hiç toplu taşıma aracı kullanmadığını söylemişsiniz.
Geçenlerde Taksim'de bir kokteyl vardı. Metroyla gittim. Kokteylde konuştuğum Türk yöneticilerin hiçbiri metroyla gelmemişti. 'Akbil kullandım' dedim, kimse Akbil'in ne olduğunu bilmiyordu. Arabayla gelmişler, bir saat trafikte kalmışlar. Benim yolculuğum 15 dakika sürdü. Ben Hong Kong'da da oturdum. Orada üst düzey yöneticiler toplu taşıma araçlarını kullanıyor. Londra'da da birçok yönetici işe metro ile gidiyor. Burada toplu taşıma araçları güvenli, temiz, rahat olmalı ki üst düzey yöneticiler bile arabalarını evde bırakıp toplu taşıma araçlarını kullanabilsinler. Aksi halde iki yıl sonra İstanbul trafikten ölür. Bence her yerde toplu taşıma aracı olması ve köprülerin bir şeridinin bunlar için ayrılması lazım.

TH: İstanbul'un zorlukları yabancı yöneticilerin ülkelerine dönme kararlarını nasıl etkiliyor?
Aslında buradaki hayatlarından genellikle çok memnunlar. Burada kalmak istiyorlar. Gelen gitmek istemiyor. Bana gelip 'Yüksek maaşa, ev vermelerine vs. gerek yok, Türkiye'de kalmak istiyorum' diyorlar. Ama onlara genellikle iş çıkmıyor. Çünkü birçok firma haklı olarak yabancı yöneticilerle çalışmak yerine Türk yöneticilerle çalışmayı tercih ediyor.